obaraks
04-20-2006, 05:36 PM
İZMİRİN DENİZİ KIZ,KIZI DENİZ, SOKAKLARI HEM KIZ HEM DENİZ KOKAR...
http://resim.resimupload.com/pictures/izmir_1.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/izmir_1.jpg&ekleyen=obaraks) http://resim.resimupload.com/pictures/8_272.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/8_272.jpg&ekleyen=obaraks)
KENTİN TARİHİ
Eski İzmir kenti (Smyrna) körfezin kuzeydoğusunda yer alan ve yüzölçümü yaklaşık yüz dönüm olan bir adacık üzerinde kurulmuştu. Son yüzyıllar boyunca Meles Irmağı Sipvlos (Yamanlar) Dağı'ndan gelen sellerin getirdikleri mil ile bugünkü Bornova ovası oluştu ve yarım adacık bir tepe haline dönüştü.
Şimdi Tepekule adını taşıyan bu höyüğün üzerinde Tekel Müdürlüğü'nün İzmir Şarap ve Bira Fabrikasına ait numune bağı bulunmaktadır. 1955'ten beri yoğun gecekondu bölgesi olan bu çevrede İzmir'deki ilk yerleşim yeri olarak tespit edilen ı İzmir Höyüğü bulunur. Buradaki ilk kazılarda Türk Tarih Kurumu ile Eski Eserler ve Müzeler GENEL Müdürlüğü"nün katkıları büyük olmuştur.
Batı Anadolu kıyılarındaki ilk yerleşimler genelde ki bunlar Troya Savaşlarını sonra kurulan Aiol, Ion ve Dor kökenlidir, küçük yarımadalar üzerinde kurulmuştur. Bunlar, Çandarlı, Foça, İzmir, Klazomenai, Miletos ve İasos gibi yerleşimlerdir. Bunun nedeni yerleşim yerlerini kuran ve oturan insanların daha çok Hellenli ve den olmalarıdır. Böylece yarımada yerleşikleri hem iki limana sahiptiler, hem de kara denizden gelecek saldırılara karşı güvence içindeydiler. Elverişsiz havalarda limanlardan biri uygun olmadığı taktirde gemiciler diğer limanı kullanma şansına sahiplerdi. Bayraklı Höyüğü körfezin kuzeydoğu köşesinde, kuzeyine sarp kayalı Yamanlar Dağı'nı da alarak karadan gelecek saldırılara karşı rahat bir konumdaydı. Güneyi imbata açıktı. Eski İzmir yerleşimi yaklaşık 3000 yıl boyunca bu yarımada üzerinde ver aldı. M.Ö. 4. Yüzyılın ikinci yarısında büyük nüfus artışı yüzünden bugünkü Kadifekale eteklerine taşındı.
http://resim.resimupload.com/pictures/izmir3.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/izmir3.jpg&ekleyen=obaraks) http://resim.resimupload.com/pictures/8_272.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/8_272.jpg&ekleyen=obaraks)
İZMİR SÖZÜNÜN KÖKENİ
İzmir kelimesi eski İon lehçesinde Smurne, Attika (Atina) lehçesinde ise Smryna diye yazılırdı. Bugünkü Hellenler bu kentin adını Smirni biçiminde telaffuz etmekte, Gerçi son yıllarda Antik Efes kenti civarında da bu adla anılan bir köy yerleşimi izlerine rastlanmıştır. Olasılıkla İzmir'den Efes'e giden bir kısım Amazon kraliçelerinin adını yerleştikleri köye de koydukları düşünülmektedir ki bununla ilgili bilgilere eski Yunanistan'daki kaynaklarda da rastlanmaktadır. Ancak Smyrna sözcüğü Yunanca değildir, Ege Bölgesindeki bir çok yerleşim adı gibi Anadolu kökenlidir. M.Ö 2, binin başlarına ait Kayseri Kültece yerleşiminde ele geçen bazı tablet metinlerinde Tismurna adına rastlanmaktadır. Tismurna'daki `ti' bir ön ek olup büyük olasılıkla bir kişi ya da bir yer adını belirtmektedir. Bundan da Hellenler ya da Bayraklı höyüğünü mesken tutanların bu ön eki atıp kente 'Smurna' demişlerdir. Kentin adı olasılıkla M.Ö. 300C ile M.Ö. 1800 yılları arasında Smurnu olarak anılıyordu.
http://resim.resimupload.com/pictures/6_383.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/6_383.jpg&ekleyen=obaraks) http://resim.resimupload.com/pictures/7_319.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/7_319.jpg&ekleyen=obaraks)
TARİH BOYUNCA İZMİR
TUNÇ ÇAĞI ( M.Ö. 3000-1050)
Eski İzmir'in yerleşimi her ne kadar M.Ö. 3000 yılından çok daha geri uzanmaktaysa da yapılan en son kazılarda henüz M.Ö. 3000 yıllarına kadar gidilmiştir. Kazılarda elde edilen bilgiler ışığında ilk İzmir yerleşikleri evlerini höyüğün en üst düzeyinde denizden 3 ile 5 metre yukarıdaki kayalar üzerine oturtmuşlardır. Bu ilk yerleşme Eski Tunç Çağı dönemine aittir. Bulunan çanak ve çömlekler Troya dönemi ve kültürüyle (M.Ö.3000-2500) benzerlikler göstermektedir. Birinci yerleşim tabakasının üstünde Orta Tunç Çağı dönemi yer alıyordu. Burada bulunan keramik eserler Troya II kentinde ortaya konulan sanatsal eserlerle hemen hemen özdeştir (M.Ö. 2500-2000). Üçüncü yerleşme katı Troya VI ve Hitit dönemi ile çağdaştır (M.Ö.1800-1ü50). Bu katta elde edilen büyük ve sağlam bir vazo, Afyon ve Uşak kentlerinin güneyindeki Beyce Sultan kazılarında elde edilen kapların çeşidindendir. Ayrıca birçok kap biçimi Orta Anadolu ile olduğu ölçüde Troya VI kap kaçağı ile de benzerlikler taşımaktadır. Bundan başka yine Troya VI'da gün ışığına çıkan `Minyas' tipi vazolar Bayraklı'da da ele geçmiş, bir de 4-5 Myken seramik parçasına rastlanmıştır. Açılan sondajlar küçük olduğundan evler hakkında geniş bilgi elde edilememiştir. Tunç Çağı'nda İzmir `de yaşayan yerli halkın dili konusunda herhangi bir fikir elde edilmesi mümkün olmamıştır. `Minyas' türü keramiğin ele geçmesi birçok Anadolu kentinde olduğu gibi, burada da 2. Binde Akalılâra (Achaioi: Myken) ait bir ticaret kolonisinin bulunduğuna ilişkin ipuçları verebilir.
http://resim.resimupload.com/pictures/1_828.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/1_828.jpg&ekleyen=obaraks)
DEMİR ÇAĞI
Hititler Çağı'nda {M,Ö. 1800-1200) Anadolu'da yazı kullanılıyordu ve bundan ötürü o dönemde tarih çağına ulaşılmış bulunuluyordu. Ancak M.Ö. 1200'lerde Troya Vll ve Hitit başkenti Hattuşaş'ın Balkanlardan gelen kavimlerce yıkılmasından sonra Orta ve Batı Anadolu yeniden yazısız ve karanlık bir çağa, Demir Çağı'na girdi. Demir Çağı, Anadolu'da yazının yeniden kullanılması ile Fryg Krallığı'nda M.Ö.730, geri kalan Orta ve Batı Anadolu'da ise M.Ö. 650 yıllarına kadar sürmüştür,
Kazılarda fazla miktarda çıkarılan keramik ürünlerden anlaşıldığına göre, Demir Çağı boyunca Eski İzmir'de Hellas'tan göç eden, Aiolller ve İonlar yaşıyordu. Yarımadada yerli halkın yaşadığına dair herhangi bir bulguya ise rastlanmamıştır. Bayraklı Höyüğü'nün M.Ö. 1050 yıllarında kurulmaya başlayan yerleşmesinin Hellas kökenli olduğu anlaşılmaktadır.
400 yıl devam eden bu ilkel dönem boyunca başlıca beş yerleşme katı saptanmıştır. Bunlar :
I. Aiol yerleşmesi (M.Ö. 1050-M.Ö.1000)
II. Erken, Orta ve Geç Protogeometrik yerleşme (M.Ö. 1000-M.Ö. 875)
III. Erken ve Orta Geometrik yerleşme (M.Ö. 875- M.Ö. 750)
IV. Geç Geometrik yerleşme (M.Ö. 750-M.Ö. 675)
V. Subgeometrik yerleşme (M.Ö. 675-M.Ö. 650)
Söz konusu beş tabaka denizden 6,40 metre yükseklikte başlamakta ve 9,50 metrede son bularak 3 metre kalınlığında bir tabaka oluşturmaktadır. Kazılarda elde edilen Aiol keramiği Submyken orijinlidir. Protogeometrik ve Geometrik stildeki kap-kaçak ise genelde Attika vazoculuğunun bir devamıdır diyebiliriz.
Demir Çağı boyunca İzmir evleri, büyüklü küçüklü tek odalı yapılardan oluşmakta idi. Gün yüzüne çıkarılan en eski ev M.Ö. 925 ile M.Ö. 900'e tarihlenmektedir. İyi korunmuş halde ortaya çıkarılan bu tek odalı evin (2,45 x 4 m.) duvarları kerpiçten, damı ise sazdan yapılmıştı. Erken Geometrik dönemden itibaren (M.Ö. 875'ler) bu tek odalı evler at nalı biçimli bir avlunun üç bir yanını çevirmekte idiler.
Eski İzmir'liler kentlerini M.Ö. 850'lerde kerpiçten yapılmış kalın bir surla korumaya başladılar. Bu tarihten itibaren Eski İzmir'in bir kent devlet kimliği kazanmış olduğu söylenebilir. Kenti 'Basileus' adı verilen bir beyin idare ettiği olasıdır. Göçleri gerçekleştirenler ve kent ileri gelenleri soylu tabakayı oluşturuyordu. Kent duvarları içinde yaşayan nüfus olasılıkla bin kişi civarındaydı. Geç Geometrik ve Subgeometrik seramikle açıklanan dönemde (M.Ö.750-650) ise yarımadanın nüfusu daha kalabalık olup belki de 1500 kişiyi aşıyordu. Kent devlete ait halkın büyük bir bölümü civar köylerde yaşıyordu. Bu köylerde, bu çağdaki Eski İzmir'in tarlaları, zeytin ağaçları, bağları, çömlekçi ve taşçı işlikleri yer alıyordu. Geçimi tarım ve balıkçılıkla sağlanıyordu.
Kentin en önemli kutsal yapısı Athena Tapınağı idi. Bu tapınağın günümüze değin korunan en eski kalıntısı M.Ö. 725-700 yılları arasına tarihlenmektedir. Daha önceki dört dönemde (M.Ö. 1050- 750), büyük bit olasılıkla yine Tanrıça Athena'ya tapınılıyordu, ancak o tarihlerde kadın tanrıçanın heykeli herhalde küçük bir niş (naiskos) içinde bulunuyordu. Bilindiği gibi Homeros'un destanı İlias, Aiol ve İon lehçelerinin karışık olduğu bir dille yazılmıştır. Bu nedenle dünya tarihinin bu çok önemli destansı yapıtı büyük olasılıkla bu iki lehçenin konuşulduğu sınır bölgesi olan İzmir'de oluşturulmuştur. Nitekim Hellenistik dönem İzmirlileri Homeros için 'Homeraion' adlı bir yapı inşa etmişlerdir.
PARLAK DÖNEM (M.Ö. 650-545)
Eski İzmir'in parlak dönemi M.Ö. 650-545 yılları arasına denk düşer. Yaklaşık yüz yıl süren bu süre, bütün İon uygarlığının en güçlü dönemini oluşturur. Bu dönemde Miletos'un liderliğinde Mısır'da, Suriye ve Lübnan'ın Batı kıyılarında, Propontis'te (Marmara Bölgesi), Pontus'ta (Karadeniz) koloniler kurulur ve Doğu Hellen dünyası kıta Yunanistan ile rekabet ederek birçok alanda ve konuda onun yerini almaya başlamıştır. Bu dönemde İzmir'in tarımcılıkla yetinmeyip Akdeniz ticaretine de ortak olduğunu görmekteyiz. Bu dönem katlarında bulunan Fenike kökenli eserler, Kıbrıs kökenli heykel ve heykelcikler, Ön Asya ya da Akdeniz orijinli fayans figürcükler bu uluslararası ticaretin günümüze kalmış eserleridir.
Parlak dönemin İzmir'deki önemli belirtilerinden biri M.Ö. 650'den beri yazının yaygınlaşmaya başlamasıdır. Kadın tanrıça Athena'ya sunulan armağanların birçoğunda sunu yazıtları bulunmaktadır. Kent halkının sayısı fazla olmasa da bir bölümü okuryazardır. Kazılarda ortaya çıkarılan Athena Tapınağı (M.Ö. 640-580), Doğu Hellen dünyasının en eski mimarlık eseridir. En eski ve en güzel sütun başlıkları şu ana kadar İzmir'de bulunmuştur. Samos, Miletos, Ephesos, Erythrai ve Phokaia'da çıkarılan sütun başlıkları M.Ö. 6. Yüzyılın ikinci yarısından (M.Ö. 575-550) tarihinden önce değildir. Helken sanatının en özgün mimarlık öğeleri olan Aiol ve İon türü başlıklar ile İon ve Lesbos biçimi kymationlar (yaprak ya da yumurta şekilli mimarlık süslemesi) doğuşlarını Eski Izmir de gün ışığına çıkan ve büyük ölçüde Anadolu Hitit sanatından esinlenmiş olan bu başlıklara borçludurlar
Hellen Dünyasının çok odalı ev tipinin en eski örneği Eski İzmir de bulunmuştur. Gerçekten M.Ö. 7. Yüzyılın ikinci yarısında yapılmış olan iki katlı, beş odalı, ön avlulu çifte megaron, Hellenlerin bugün için bilinen, bir çatı altındaki en eski çok odalı evdir. Ondan önceki Yunan evleri yan yana dizilmiş megaronlardan oluşuyordu. Eski İzmir'in cadde ve sokakları daha 7. yy'ın ikinci yarısında ızgara planlı idi, caddeler ve sokaklar kuzeyden güneye ve doğudan batıya uzanıyor, evler genellikle güneye bakıyordu .
İlerde M.Ö.5. yüzyılda Hippodamos tipi adını alacak olan bu kent planı özünde Yakın doğuda çoktan biliniyordu. Bayraklı şehir planı bu tür kent dokusunun Batı dünyasındaki en erken örneğidir. İon uygarlığının en eski parke döşeli yolu Eski İzmir'de gün ışığına çıkarılmıştır.
Hellen dünyasının en eski sivil mimarlık eseri Eski İzmir'de 7. Yüzyılın ilk yarısında yapılmış olan güzel taş çeşmedir. Bir zamanlar Yamanlar Dağı üzerinde yükselen Tantalos mezarı, tholos biçimli anıtsal mezarların güzel bir temsilcisidir. Tantalos tümülüsünün mezar odası adı geçen çeşmenin planında idi ve onun gibi Isopata tipi adını taşıyan yapı türünde idi, yani planı dörtgendi ve üstü bindirme tekniğindeki bir tonozla örtülü bulunuyordu. Tantalos mezarı adı ile anılan bu anıtsal eser Eski İzmir'de MÖ.520-580 tarihlerinde yönetimi elinde tutan basileusun ya da tyranın mezarı olmalıdır.
Eski İzmir'de, çömlekçi işlikleri, arkeoloji literatüründe " Oryantalizan" ya da "Friz Stili" adı ile anılan seramik türünün güzel örneklerini üretiyor, taşçı ustaları mimarlık eserlerinden başka anıtsal boyda heykeller ve heykelcikler yontuyor ve bütün bu sanat yaratılarının bir bölümü dış pazarlara sürülüyordu.
Bilindiği gibi M.Ö. 6. Yüzyılın ilk yarısında o zamanki antik dünyanın kültür merkezi Batı Anadolu idi. Özellikle Miletos'a tarihte ilk defa batıl inançlardan ve her çeşit din etkisinden kurtulmuş, özgür düşünceye dayalı bilimsel araştırmalar başlamıştı. Doğu dünyasının zengin bilgi ve deneyim hazinelerinden yararlanarak ve özellikle özgür düşünce yöntemiyle Thales, Anaximenes ve Anaximandros gibi `doğa filozofları' bugünkü Batı uygarlığının temellerini atmışlardı. Thales dünyada ilk defa bir doğa olayını, M.Ö. 28 Mayıs 585 tarihinde olagelen güneş tutulmasını oluşundan önce hesaplamıştır. Böylece kültür ve bilim alanında tarihin başlangıcından beri 2500 yıl boyunca Mezopotamya ve Mısır'ın elinde olan önderlik, Batı Anadolu'ya geçmiştir. Batı Anadolu bu önderliğini İranlıların Anadolu'yu işgal ettikleri 545 yılına değin korumuştur. Ancak İran işgali ile filozoflar, bilim adamları ve sanatçılar Atina'ya göç edince kültür ve ilim alanındaki önderlik Atina'ya geçmiştir.
Miletos, Ephesos, Samos gibi izmir de 6. Yüzyılın başlarında büyük olasılıkla düşünce ve bilim alanında önde gelen kentlerden biriydi. Ancak Eski İzmir M.Ö. 640-545 tarihlerinde döneminin en ileri kültür merkezlerinden biri olduğu halde daha sonraları önemini yitirdiği için, çalışmalarda eskisi hızını kaybetmişti. Eski İzmir'in edebiyat,şiir,tarih,felsefe ve bilim konularında ne düzeyde olduğu hakkında yeterli bilgi mevcut değildir. Mimarlık konusunda ise önemli bir merkezdi.
http://resim.resimupload.com/pictures/3_582.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/3_582.jpg&ekleyen=obaraks)
ESKİ İZMİR' İN LYDIA KRALI ALYATTES VE PERSLERCE ALINIŞI
Herodotos, Eski İzmir'i Lydia kralı Alyattes'in aldığından bahseder. Kazılarda da bu olay M.Ö. 500 sıralarına tarihlenir. Kent ve Athena tapınağı tahrip olsa da İzmirliler M.Ö. 590 yıllarında tapınağı tekrar inşa ederler.
Daha sonra Persler tarafından 6. Yüzyılın ortalarında ele geçirilen kent. Bu olayla birlikte parlak devrini tamamlamıştır. Bu tarihten sonra Athena tapınağına hediye edilmiş hiçbir armağan bulunamaması da bu tahribatın önemli göstergelerinden birisidir.
http://resim.resimupload.com/pictures/4_510.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/4_510.jpg&ekleyen=obaraks) http://resim.resimupload.com/pictures/5_446.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/5_446.jpg&ekleyen=obaraks)
GERİLEME DÖNEMİ (M.Ö. 500-300)
HELLENİSTİK DÖNEM'DE VE ROMA ÇAĞI'NDA İZMIR (M.Ö. 333-M.S. 395)
Athena Tapınağı M.Ö. 545 tarihlerinde terkedilmişse de yerleşim sürmüş, ancak bundan sonra 200 yıl kadar bir süre eski İzmir önemini ve işlevini yitirmiştir.
M.Ö. 5. yüzyıl boyunca küçük ancak zengin bir yerleşmenin yer aldığı Bayraklı Höyüğü M.Ö. 5. yüzyılın sonunda ve özellikle 4. yüzyıl süresince yoğun bir iskana sahne olmuştur. Bu dönemde, ortalarında büyük avlular olan biri 5, biri 8 ve diğeri 15 odalı olmak üzere üç ev gün ışığına çıkarılmıştır. Bunların, kenti idare eden ve muhtemelen dönemlerindeki Pers etkisine uyarak yakın civardaki Larissa'da olduğu gibi, birer tyran olan beylere ait olmaları akla yakın gelmektedir. Nitekim Yamanlar Dağı'nda hala kısmen korunmuş olan ve önemli kişilerin mezarları olması gereken düzgün krepisli birkaç 4. yüzyıl tümülüsü bu düşünceyi desteklemektedir.
Söz konusu merkezi avlulu büyük üç evden başka birçoğu megarondan bozma dörtgen planlı küçük evler bulunmuştur. Bayraklı höyüğünün bütün üst düzeyinin 4. yy. boyunca evlerle kaplı olduğu söylenebilir. Öyle anlaşılıyor ki Anadolu'daki Pers işgali 4. yüzyılda gücünü yitirmiş ve İon kentlerinin büyümesine neden olmuştur. Meydana gelen nüfus patlaması ile yüz dönümlük Bayraklı Höyüğü,İzmirlilere küçük geldiğinden M.Ö. 300 tarihlerinde Pagos eteklerinde yeni İzmir kenti kurulmuştur.
Büyük İskender'in İssus'ta Dareios'u yenmesinden (M.Ö. 333) ve arkasından bütün doğuyu ele geçirmesinden sonra Hellen dünyası büyük bir refah çağına erişti. Kentler nüfus patlamalarına sahne oldu. Hellenistik Dönem'de İskenderiye, Rodos, Bergama ve Efes kentlerinden her biri 100 binin üstündeki bir nüfusa eriştiler. Küçük bir tepeciğin üzerinde kurulmuş olan eski İzmir kentinin duvarlarının içinde yalnız birkaç bin kişi yaşayabiliyordu. Bu nedenle en geç M.Ö. 300 sıralarında Kadifekale'nin eteklerinde, yeni büyük bir kent kuruldu.
Tarihçi Strabon, Smyrna'nın kendi zamanında yani M.Ö. 1. yüzyıla geçiş sırasında en güzel İon kenti olduğunu belirtmektedir. O dönemde kentin küçük bir bölümü Pagos'un üzerindeydi. Büyük bölüm ise düz arazi üzerinde bulunan liman çevresine toplanmıştı. Ana tanrıçanın tapınağı ile gymnasion da bu hat üzerinde yer alıyordu. Caddeler düzdü ve tamamı büyük taşlarla düzgün bir biçimde kaplanmıştı. Aristeides, kentin doğu-batı yönünde uzanan iki ana yolunun (Kutsal yal ve Altın yol) bulunduğunu ve bu yollarla kentin , denizden gelen esinti ile serinlediğini anlatmaktadır. Strabon İzmir'de Homereion olarak adlandırılan bir stoanın varlığından söz eder (belki de bir perystil ev). Bu evin içinde Homeros'un bir heykeli bulunuyordu.
Roma Çağı'nda İzmir'de inşa edilen yapılar arasında, Pagos dağının kuzeybatı eteğinde olan tiyatro ve batıdaki stadyumun her ikisinden de pek az iz kalmıştır. Diğer taraftan Devlet Agorası ise oldukça iyi korunmuştur. Agoranın ölçüsü 120x80 metre uzunluğunda geniş bir avlusu vardı. Doğusunda ve batısında birer stoası vardı. Her iki yapı 1 7,5 m. olup ikişer katlıydı. Ayrıca 28 m. uzunlukta bir bazilika da mevcuttu. M.Ö. 1. Yüzyılda Romalıların egemenliğine giren İzmir ikinci kez altın dönemini yaşamaya başlar.
İncil'de sözü edilen "Yedi Kilise"den bir tanesinin bulunduğu Smyrna Hıristiyanlığın gelişmesinde önemli bir rol oynar. İzmir'in ilk başpiskoposu olan St.Polycarp havari ve İncil yazarı St. John'un ilk müridlerinden biridir. Yaklaşık M.S. 70 yılında Anadolu'da doğmuştur. St. Polycarp inancından ötürü 23 Şubat 155 tarihinde, İzmir Akropolü üzerinde bulunan stadyumda Romalılar tarafından yakılarak ölüme mahkum edilmiştir. M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, İzmir Bizans olarak bilinen Doğu Roma İmparatorluğunun bir parçası olur. Bizans döneminde Araplar, Selçuklular, Haçlılar ve Cenevizliler kenti ele geçirmek için birbirleriyle savaşırlar. Kenti ilk önce Araplar 672 yılında denizden zaptedip İstanbul'a yaptıkları akınlarda bir üs olarak kullanırlar. Türkler İzmir'i ilk kez 11. Yüzyıl sonlarında Kutalmışoğlu Süleyman Şah komutasında ele geçirirler. Daha sonra Cenevizliler kenti Aydın Emir'i Umur Bey ele geçirinceye kadar kontrollerinde tutarlar. 1344 yılında Cenevizliler St. Peter Kalesini tekrar ele geçirirler. Cenevizliler aşağı kenti kontrollerinde tutarken Umur Bey yukarı kenti kontrolünde tutar.14.yüzyılın ortalarında kale ve aşağı şehir Rodos Şövalyeleri tarafından ele geçirilir. 15. yüzyılın başında Moğollar kenti istila edip, St.Peter Kalesini yerle bir eder.1422 yılında II. Murat kenti zapteder ve İzmir Osmanlı İmparatorluğunun bir parçası olur. Osmanlı İmparatorluğunun 1620 yılında yabancılara tanıdığı haklardan sonra İzmir İmparatorluğun en önemli ticaret merkezlerinden biri olur. 18. ve 19. yüzyıllarda kent Fransız, İngiliz, Hollandalı ve İtalyan tüccarların gözdesidir. Osmanlı İmparatorluğunda çok uluslu bir ticaret şehri olan İzmir I. Dünya Savaşından sonra 15 Mayıs 1919'da Yunan ordusu tarafından işgal edilir. Bu işgal 9 Eylül 1922 yılında sona erer. Ancak, İzmir 13 Eylül sabahı tarihinin belki de en büyük felaketlerinden birini yaşamaktan kurtulamaz. Basmane semtinde başlayan yangın 2.600.000metrekarelik bir alanda 20.000'den fazla ev ve işyerini tahrip eder. Bu yangın ne yazık ki kentin dörtte üçünü tahrip etmiştir. Fakat yeni kurulan Türk Cumhuriyeti ile birlikte İzmir zümrütü anka kuşu gibi kendi külleri içinden yeniden doğar.
BİRAZDA İZMİR’İ GEZELİM:)
PLAJLAR
İzmir'i çevreleyen sahil bandı hemen her yerleşim merkezinde doğal olarak plajlar ve koylar oluşturmuştur.Kimi noktada göz alabildiğine uzanan plajlar,kimi yerlerde yerleşim bölgeleriyle ya da ormanla kuşatılmış durumdadır.Plaj ve koylara ulaşım son derece kolay,ucuz ve çabuktur.İzmir'in garajından ,Üçkuyular Garajı'ndan ve Konak Meydanı'ndan hemen her ilçeye günün her saatinde araç sağlanabilmektedir.
URLA - ÇEŞMEALTI
Konak'tan 36 km uzakta bulunan Çaşmealtı,canlı ve doğal bir turizm merkezi durumundadır.Çeşmealtı'ndan itibaren İçmeler Mevkii'ne kadar süren uzun plajlar yaz aylarında bu bölge nüfusunun bir kaç kat artmasına neden olur.Bu bölgede bulunan plajlar,elverişli deniz,kum ve güneş doğs ile içiçe olmuştur.
Çeşmealtı Burnu'nun hemen bitiminde yer alan "Küpalan " ve onu takiben İçmeler Plajı'nda sezonda hem deniz olanağından hemde İçmeler Mevkii'ndeki kaplıcalardan yararlanmak isteyenlere açıktır.İçmeler Plajı sahillerinden hemen sonra ise Karaburun-Mordoğan yolu ile başlayan plajlar ve koylar birer inci gibi sahil boyunca dizilirler.
KARABURUN - MORDOĞAN - BALIKLIOVA
Balıklıova'dan itibaren başlayan girintili çıkıntılı sahil bandı Karaburun'a kadar aynı biçimde devam eder.Bu girinti ve çıkıntıdan oluşan koylar ise bir doğa harikası görünümündedir.Son derece bakir olan bu bölge heüz turistik altyapı olarak gelişmiş olmamakla birlikte sakin ve doğa ile başbaşa bir tatil geçirmek isteyenlerin tercih ettikleri yerlerdir.Doğal plajlar pırıl pırıl kumlar,berrak ve masmavi denizi ile özellikle çadır ve karavan turizmini seçen yerli ve yabancılara hitap etmektedir.Mordoğan ve Kraburun bölgelerinde ise turistik yatırımlar hızla artmakta ve bu doğal plajlar hızla altyapı tesislerine kavuşmaktadır.
ÇEŞME - ILICA - ŞİFNE
Ülkemizin başlıca turizm merkezlerinden biri olan ve uluslararası üne sahip Çeşme ve Ilıca yöresi doğal plajların yanısara otel-motel,tatil köyü,kamp ve benzeri dinlenme tesislerinin uluslararası üne sahip plajları ile de tanınır.Çeşme de bulunan Altınyubus Tatil Köyü iş dünyasının yaz ve kış tercih ettiği Kongre Turizmi ile tüm Avrupa ülkesi insanlarının beğenerek seçtiği bir tatil beldesidir.Çeşmeye giden bir turist güne,kum,şifalı sular, ve dünyanın en berrak ve mavi denizi ile tatilini,en modern konaklama tesisi imkanlarında yda tercihhine göre kamping ve pansiyonlardan yararlanmak suretiyle geçirebilir.Çeşme plajlarının denizleri içinden 28 dereceye varan kükürtlü su kaynakları bulunduğundan sürekli ılıktır.Yazları kuzey rüzgarlarına açık olan plajlar yeşil örtü ve modern yağpılaşmalar ile ülkemizin sayılı turizm merkezlerinden biri olmuştur.
AKKUM
Seferihisar İlçesi'ne 5 km mesafede bulunan Akkum Plaj'ları berrak denizi ve pırıl pırıl kumları ile güzel bir tatil vedinlenme merkezidir.Arkeolojik Teos kalıntılarına bir kilometrelik bir yürüyüşle ulaşılır.Ünlü Dionysos Tapınağı,Athena Kutsal Alanı ve benzeri antik yapıların kalıntılarının bulunduğu Teos özellikle yabancı turistlerin yoğun ilgisini çekmektedir.Teos Tepesi'nden bakıldığında bir yanda Akkum Tesisleri,plajlar,küçük yat limanı görülür.Diğer yanda ise Urla-Zeytinalanı sahil bandının oluşturduğu karmaşık sahillerle ve doyumsuz çam ormanlarının uzantısı görülür.
KLİZMAN - URLA
Plajların yanısıra çok güzel gezi ve piknik yeri olan Urla Klizman sahilleri,özellikle yaz aylarında yerli turistlerin ilgisini çeker.İzmir sahillerinde deniz,kum ve ağaç örtüsünün en yoğun şekilde bir arada bulunduğu ender sahillerden biridir.Ve bir çok koya sahiptir.
ALİAĞA
Aliağa Rafineri Tesisleri'nin bulunduğu koyun tam karşısında uzanan plajlar,son zamanlarda gelişen modern tesisleri ve evleri ile çağdaş bir görünüme kavuşmuştur.Doğal güzelliğe sahip olan Aliağa Plajları özellikle yerli turistlerin ilgisini çekmektedir.
ÇANDARLI
İzmir'e 84 km uzaklıkta bulunan Çandarlı bir yarımada şeklinde üç tarftan denizle kuşatılmış bulunmaktadır.Üç tarafında doğal plajlar bulunan Çandarlı,balığı ile ün yapmıştır.Aynı zamanda tarihi bir kent kalıntısına da sahiptir.Osmanlı Dönemi'nden kalan kale tüm heybeti ile ayakta durmakta,kale duvarlarında kullanılan blok taşların çoğu ise antik çağların izlerini taşımaktadır.İlk Hitit yerleşimi olan ve " Pitane " diye de adlandırılır.Ve son yıllarda her türlü turizm olanakları ile hizmet vermeye hazır Çandarlı kır kahveleri,engin denizleri ile sakin ve rahat bir dinlenme ortamı sunmaktadır.
DİKİLİ
Dikili İlçesi'nin plajları daha çok halk plajı niteliğinde olup,bu şirin ilçe turizmde önemli bir yer tutar.Bergama ve çevre illerdeki halkın yoğun ilgi gösterdikleri Dikili Plajları limanı takip eden kıyı boyunca uzanır.Şehir merkezinin dışında olan plajların çevresinde her türlü eğlence,yeme ve içme olanakları bulunmaktadır.Bu da sahilde son derece canlı ve hareketli bir tatil imkanı yaratmaktadır.
FOÇA
Tarihsel öneminin yanısıra Foça doğal güzelliklerin büyüleyiciliği ile de ilgi çeker.Yemyeşil bitki örtüsü ile kaplı olan koyu ve kumlu masmavi deniz suyu ile plajları,ünlü balıkları barbun ve çipurası ile birleşince son derece çekici bir turizm merkezine dönüşmüştür.
AHMETBEYLİ - KLAROS
İzmir'e 55 k uzaklıkta bulunan Klaros plajlarıyla olduğu kadar antik kalıntılarıyla da ünlüdür.Her yıl binlerce yabancı turistin gezdiği Klaros Harabeleri'ni Ahmetbeyli önünde uzanan uzun ve geniş plajlarıyla doğal koylar süslemektedir.
SELÇUK - PAMUCAK
Antik Efes Harabeleri ve müzesiyle ünlü Efes'ten Kuşadası istikametinde 8 km uzaklıkta bulunan Pamucak Plajları güneşi ve kumu il eünlüdür.Oldukça uzun olan bu plajlar ,bakir görünüşüyle de turist çekmektedir.Modern konaklama ve yeme içe tesisleri de bulunan Pamucak sahilleri aynı zamanda bir " Turizm Merkezi " alanı olarak ilan edilmiş ve belirli bir plan dahilinde gelişmesi sağlanmaya çalışılmaktadır.
KUŞ CENNETİ
İzmir Kuş Cenneti şehrmizin yanı başında bulunan ve Orman Genel Müdürlüğü'nce koruma altına alınmış 8.000 hektarlık dev bir alanı kaplamaktadır.Eski Çiğli Hva Alanı arkasında Çam Altı Tuzlası'na ait sahanın içindeki bu cennet,sahip olduğu doğal şartlar bakımından dünyadaki benzerleriyle kıyaslanamayacak derecede mükemmeldir.Doğanın kendi yasalarıyla işlediği,yaban hayatın yaşandığı " Açık Hava Müzesi " dir.İçinde yarımadalar,adalar,sazlıklar,tepeler...Tepelerde tavşanlar,tilkiler,çakallar,yabankedileri,yabandom uzları..Sulak alanlarda ördekler,kazlar,kuğular vardır.Ayrıca deltalar,lagünler,gözalabildiğine uzanan düzlükler...İşte böylesine görkemli bir alandır.İzmir Kuş Cenneti.Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen kuş bilimcilerinin " Birinci Sınıf " olarak nitelendirdikleri bir mekandır.Orada doğan ... göç edip de oraya yerleşen... göçler sırasında konaklayıp kuluçkaya yatan 190'dan fazla türde,milyonlarca kuş,güzelim cennetlerinde,kendi barış ölçüleri içinde barınıyorlar ve besleniyorlar.Bizlere biraz daha nefes aldıracak,çocuklarımızın doğa ile tanışmasını sağlayacak bu olağanüstü mekan,İzmir'imizin sahip olduğu bir değerdir.Onu korumak,ona kanat germek ve onu gelecek kuşaklara daha da geliştirerek armağan etmek,biz İzmirlilere düşen zevkli ve onurlu bir görevdir.
KORDONBOYU
Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu ve yargı kararları çerçevesinde rekreasyon alanı haline getirilen 150 bin metrekarelik alanda yeşillendirme ve rekreasyon çalışmaları tamamlandı. Düzenleme alanında gezinti yerleri, meydanlar, yeşil alanlar, bisiklet yolu, koşu yolu, yaya yolları ve taşıt yolu yer alıyor.
YAMANLAR ÇAMLIĞI
Karşıyaka İlçesi'nden 40 km'lik bir yolla gidilen büyük çamlık,yüzme havuzu,restoranı ve konaklama tesisleriyle piknik ve gezi için ilk akla gelen mesire alanıdır.İçme suyu ile ünlü olan Karagöl buraya 20 dakikalık mesafededir.Göl kenarında doğal çam ormanı altında yapılan piknik ve geziler katılanların yaşamlarında ayrı bir canlılık kaynağı oluşturur.
TELEFERİK
İzmirliler 10 dakikada bir kalkan Belediye Otobüsü ile haftanın her günü ulaşabilcekleri dinlenme tesisine kavuştular.TELEFERİK.
Teleferik iel gökyüzünde yaklaşık üç dakika süren güzel İzmir manzaralı yolculuktan sonra Dinlence Tesislerine ulaşılıyor.Dilerseniz et marketten alışverişinizi yapıp kendin pişir kendin ye bölümünden yararlanabilirsiniz.İsterseniz de restoranlardan yemeğinizi yiyebilirsiniz.Temiz havada aileniz ile birlikte doğa ile başbaşa pikniğinizi yapabileceğiniz mükemmel bir mekan.
KEMALPAŞA
İlçe yakınlarında bulunan Nif Dağı ve buradaki Karabel Geçidi'nde Hititlerden kalma Hitit Savaşçı Kabartması bu yöreye özellikle yabancı turistlerin uğramasına yol açar.Tarihi öneminin yanısıra doğal güzelliği,orman örtüsü,çayları,ve tertemiz havası ile Kemalpaşa önemli bir gezi ve mesire alanıdır.
PINARBAŞI
Ayva ve nar bahçeleri arasında uzanan Pınarbaşı, bahçeleri, yaylası, suyu, havası ve görünümü ile önemli bir gezi ve mesire yeridir.
BOZDAĞ
İzmir'in Ödemiş İlçesi yakınında bulunan Bozdağ Yaylası sadece İzmir'in değil,Ege'nin önemli dinlenme yerlerinden birini oluşturur.İzmir'in en yüksek noktasında bulunan Bozdağ Yaylası 1150 metre yüksekliktedir.Bozdağ'ın en yüksek noktası ise 2157 metredir.Yayla baştan başa yüzyıllık çınarlar,meşe ve çam ormanlarıyla örtülüdür.Yaz aylarında gezi ve dinlenme,kış aylarında ise dağcılık( kayak )sporlarının yapıldığı Bozdağ sayfiye otellerine ve bungalow tipi orman evlerine sahiptir.Ödemiş'ten itibaren 30 km mesafede bulunan Bozdağ Yaylası temiz havası,suyu,orman örtüsü,elverişli spor imkanlarıyla İzmir'in seçkin gezi alanını oluşturur.Kayak yapılan yerleri ile meşhur olan Bozdağ'da görülmeye değer yerlerdendir.
GÖLCÜK
Ödemiş İlçesini çevreleyen Bozdağ'ların şirin bir yaylası ve gölü olan Gölcük çam ormanlarıyla kaplı yaylanın tam ortasında kalır.Havası mükemmel temiz olan yaylada görülmeye değer yerlerdendir.
FUAR
Tüm Ege'ye neşe ve zevk saçan İZMİR ENTERNASYONEL FUARI yanlızca yeşil bir alan üzerine yükselen bir şenlik yeri değil aynı zamanda bir ulusun tüm kalkınma azmini ,heyecanını yansıtan ve dış dünyaya açılma özlemlerini vurgulayan bir sahnedir.Fuar başlangıçtan beri Türk Halkı ve Ege'liler için,özelliklede çocuklar ,için bir hayal ülkesi,bir gezme,öğrenme-eğlenme okuluydu.Sanki bir açık hava üniversitesi.Yıllardır bu böyle geldi böyle geçti,hala da öyledir.Işıklı,renk renk sular fışkırtan havuzlar...Gizli pırıltılarla adamı olduğu yerden kaldırıp eski zaman insanlarındaki hülyalı ülkelere götüren dev palmiyeler.. Yapma göller..Göllerdeki sahici kuğular.Bir heyecan fırtınası halinde yükselen Paraşüt Kulesi..
Dünyayı ayağımıza getiren yabancı ülke payvonları... Lunapark.. Çeşit çeşit şirin hayvanlar.. Ve hiç eksilmeyen mahşeri bir kalabalık.. Eğlenenler, gezenler, öğrenenler ve bilgilerini arttıranlar. Ülkemizin en eski fuarı olarak,kalkınan Türkiye'nin bir gururu ve onuru olarak yeni bir döneme başlarken nice anıları da peşinden getirecek bizlere merhaba diyor. Tarihin toplumlarına hazırladığı gelecek, olağanüstü süprizlerle doludur. Kim bilebilirdi ki 20. yüzyılın başında İstabul'dan sonra Türk Milletini aleyhine gelişen en büyük ve acımasız ekonomik oluşumu simgeleyen FRENK MAHALLESİ'nin, 9 Eylül'de çatır çatır yanıp kül olacağını.Ve,o koskaca yanık mahalleler grubunun külleri arasından Yeni Türk Devleti'nin ekonomik aynası olan İZMİR FUARI'nın doğacağını kim tahmin edebilirdiki..?
Ama tarih Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne geçişi,o gerçekçi kalemi ile yazarken,Türk'e karşıt bir ekonominin cirit attığı İzmir'in Frenk Mahallesi kesiminden Atatürk Türkiye'sinin ekonomik bağımsızlığını ve çağdaş gelişimini simgeleyen İZMİR FUARI'nın doğuşunuda yaratabilmiştir.
http://resim.resimupload.com/pictures/gece1_2.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/gece1_2.jpg&ekleyen=obaraks)
ÇOCUKLAR İÇİN GEZİ YERLERİ
UZAY KAMPI
Türk - Amerikan Uzay Kampı Vakfı lisansı altında kurulan Uzay Kampı Türkiye, 12 Haziran 2000'de Ege Serbest Bölgesi'nde faaliyete geçmiştir.
Uzay Kampı Türkiye, ileri teknoloji üretiminin merkezi Ege Serbest Bölgesi'nde kurulmuştur. Türkiye ve Ortadoğu' nun ilk, dünya'nın yedinci uzay kampı 7-16 yaş grubundaki gençlerin ileride iyi birer mühendis, astronot, bilim adamı ve eğitimci olmaları için şimdiden yarınlara hazırlamaktadır.
AQUA FANTASY
İzmir'e 75 km uzaklıkta Selçuk Pamucak Oteller Bölgesinde bulunan su parkı çocuklar ve büyükler için ideal bir eğlence parkıdır.
HAYVANAT BAHÇESİ
İzmir Kültürpark içinde bulunan hayvanat bahçesi barındırdığı çeşitli hayvan cinsleriyle çocuklar için hem eğlendirici hem de öğretici bir yer yere sahiptir.
LUNAPARK
İzmir Kültürpark içinde bulunan lunapark İzmir'de çocukların en gözde mekanlarından biridir.
FALYA
İzmir Hilton Oteli içinde faaliyet gösteren Falya, bowling ve çeşitli oyunlarıyla çocuklar ve yetişlere eğlenceli anlar yaşatan bir tesistir.
İNCİRALTI GENÇLİK MERKEZİ
Balçova İlçesi sınırları içerisinde İnciraltı mevkiinde yer alan bu alan İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenmiştir. Oldukça geniş bir alanı kapsayan bu merkezde sinema salonları, yeme-içme tesisleri, spor sahaları, yürüyüş alanları, piknik sahası, sandalla gezinti yapılabilecek suni göl alanı bulunmaktadır.
KORDON
http://resim.resimupload.com/pictures/korfez4.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/korfez4.jpg&ekleyen=obaraks)
Kordon boyunda rekrasyon alanı haline getirilen 150 bin metre karelik alanda yeşillendirme ve rekrasyon çalışmalar tamamlanmış olup, yürüyüş ve bisiklet yolları mevcuttur.
ALAŞ KIMIZ ÇİFTLİĞİ
İzmir-Kemalpaşa 29 km uzaklıktaki Alaş Kımız Üretme Çiftliğinin Kazak otağında kımız içip, Asya Türk yemeklerinden yenilebilir ve ata binerek gezinti yapılabilir. Kemalpaşa ilçesinde yer alan çiftlik, geleneksel Türk Mutfağı ve içkisiyle (Kımız) gelenlere İzmir'e yakınlığı nedeniyle turistlerin uğradığı otantik bir merkez halindedir.
KARAKTERİSTİK YAPILAR
HÜKÜMET KONAĞI - Konak Meydanı
1868-72 yıllar arasında inşa edilmiş olan Hükümet Konağı,İzmir için mimari özelliğinden çok,Kurtuluş Savaşı'ndaki yeri nedeniyle önemli bir yapıdır.9 Eylül 1922 'de Türk Ordusu'nun İzmir'e gelmesi ile Hükümet Konağı'na çekilen Türk Bayrağı adeta zafer ile özdeşleşmiş bir görüntüdür.Bu nedenle,Konak 1970'de yandıktan sonra 1971 yılında açılan yeni Hükümet Konağı mimari proje yarışmasında yapının,bayrağın çekilmiş olduğu balkonlu bölümünün korunması öngörülmüştür.
1970 'lerin ortalarında tümüyle yıkılan Konak, uzun süren tartışmalar sonucunda 1980'den sonra cepheleri orijinaline çok yakın bir şekilde yeniden inşa edilmiştir.
SAAT KULESİ - Konak Meydanı
1901 yılında II.Abdülhamit'in tahta çıkışının 25. yılı için Sadrazam Küçük Said Paşa tarafından Alman Konsolosluk Binası'nı yapan mimara yaptırılmıştır.
25 metre yüksekliğindeki kulenin saati Alman İmparatoru II.Wilhelm 'in armağanıdır. Dört köşesinde çeşmeleri bulunan saat kulesinin yazıtı yoktur.
MEMLEKET HASTANESİ ( Diş Hastanesi ) - Konak
1849'daki deprem ve salgında sonra Emin Muhlis Paşa İzmir'de ilk darüşşifa'yı kurmuştu.Bugünkü hastanenin yerindeki İngiliz Mezarlığı boşaltıldığında İngiliz Konsolosluğu arsayı hastane yapılması koşulu ile,Osmanlılar'a vermişti.1951'de Padişah'ın izni ve halkında bağışları ile bu arsada İzmir'in ilk müslüman hastanesi (Guraba-i Müslümin ) kuruldu.1897'de artık yetersiz kala hastaneye cephane depolarının bulunduğu arsa da tahsis edildi.1903'te o dönem için tam teşekküllü sayılabilecek bir hastane oluşturuldu.1913'te İdare-i Vilayet-i Umumiye Kanunu ile İzmir Memleket Hastanesi adını alan kurum,1950'de İzmir Devlet Hastanesi oldu.
Bir süre Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni de barındıran bina,Devlet Hastanesi'nin 1982'de yeni yerine taşınmasından sonra 1985 'de İzmir Doğumevi olarak kullanıma açıldı.
KADİFEKALE
M.Ö. 541'de Pers kralı Krüs'ün, Lidya kralı Krezüs'ü yenmesi ile başlayan Pers egemenliği İskender'in M.Ö.334'de Ege kıyılarına çıkışına kadar tüm İyon yerleşimlerinde devam etmiştir. İskender'in Anadolu'ya çıkışı ve Pers egemenliğine son vermesi üzerine bölgede Helenistik dönem başlar. (M.Ö. 334-133) Helenler beraberlerinde kendi şehircilik anlayışlarına uygun şehirleşme projeleriyle gelirler. Helenlerin istediği, Efes, Bergama, Rodos, İskenderiye gibi zamanın ticarette ve liman işletmesinde ileri gitmiş şehirleri ile boy ölçüşebilecek bir şehirdir. Böylece bir şehrin eski İzmir'de kurulması hem konum ile hem de alanın küçüklüğü nedeniyle imkansızdı. Bunun üzerine İskender, bugün Kadifekale olarak bilinen Pagos tepesi ve eteklerine yeni şehri kurmayı düşünür. Bu yeni İzmir'in kuruluşunda İskender'in Pagos Tepesinde gördüğü rüyanın yorumuna dayanmak yerine, dönemin deniz ve karada gelişen ticari potansiyelinin gelişmesinin dayattığı zorunluluk nedeniyle burada kurulmuş olduğuna inanmak, günümüz için çok daha bilimsel bir yaklaşımdır. İskender'in ölümünden sonra generalleri arasında ortaya çıkan çekişme nedeniyle proje bir süre sürüncemede kalır. Nihayet, rakibi general Antiganos'u M.Ö.302'de öldüren Lysimachos yeni İzmir'in kuruluşunu gerçekleştirir. Şehri Pagos tepesi ile İç Limana bakan yamaçlarda kurmaya başlar. Böylece 400 yıl önce Lidyalıların istilası ile yurtlarından edilen Meles Çayı etrafında küçük köysel yerleşimlerde yaşayan Homeros'un hemşehrisi İzmirliler, İzmir'e gelip yerleştiler.
Kaynakların bazılarında Pagos tepesinde Lysimachos öncesinde Leleglerce kurulu bir yerleşim bulunduğu ve depremle yerle bir olduğu, Lysimachos'un burayı tamir ederek yeni İzmir'i kurduğu belirtilse de yapılan kazılarda bu düşünceyi destekler buluntuya pek rastlanamamıştır. Bulunan eserler Helen, Roma ve Osmanlı Türk uygarlıkları karakterlerini taşımaktadır. Akropol kalıntılarının temel bölümünde Helenistik, yükselen duvarlarda ise sıra ile Roma ve Bizans etkisinin gözlendiği kazı sonuçlarında belirtilmektedir. O dönemde şehrin saldırılara sürekli maruz kalması, sürekli savaşlar yüzünden güvenli surlarla çevrilmesi gereği vardı. Bunun üzerine bugün Kadifekale'de izlerine rastlanan Akropol'den itibaren birisi Basmane (Sart yolu) diğeri Eşrefpaşa (Efes yolu) üzerinden denize inen iki sur yapılır. Anadolu ticaretinde, dönemin en büyük potansiyeline sahip olan İzmir, su kemerleri, gimnasion'u, stadyumu, tiyatrosu ve agorası ile son derece gelişmiş ve düzenli bir kent olarak imar edilir. Pagos'ta yer alan tiyatro 16000 kişilik olup, kuzeye bakan seyirci tribünü denize karşı romantik ve muhteşem bir manzara sunar. 1638'e kadar tiyatronun duvarlarının ayakta olduğu bilinmektedir. Tiyatroda Claudius adına bir kitabenin bulunuşu Roma döneminde onarım gördüğünü kanıtlamaktadır.
Lysimachos'un başlattığı yeni İzmir şehirleşmesinin yayıldığı yamaçlar iç limana uzanıyordu. O dönemde iç liman, bugünkü Başdurak Camii ile Hisar Camii arasını kapsıyor ve agoraya kadar uzanıyordu.
Strabon'a göre de şehir bu iç limana ve denize tümüyle hakim bir konumda bulunuyor ve hatta iç liman ağzı zincirle kapanıyordu. Birbirini dik kesen ve kemerlerle süslenmiş sokaklarıyla, stadyumu topluma açık meydanları ve agorasıyla şehir çok düzenli bir plan çerçevesi içinde kurulup gelişmiştir. Kale içerisinde kanallar ve depo yeralmaktadır. Bu kanallar ve deponun saldırılar esnasında şehrin su ihtiyacını karşılamak amacına yönelik olduğu sanılmaktadır. M.Ö. 178 depreminde tüm şehrin yıkılması ve iç limanın da kısmen kapanmasına rağmen Roma İmparatorluğunca İzmir'in taşıdığı önem gereği kısa sürede tüm yapılar eskisinden daha iyi bir şekilde onarılır yada yeniden yapılır
Ortaya çıkan yapılar artık Helenistik bir karakter değil Roma damgası taşır. İzmir'in iç kalesi olarak işlev gören Pagos Tepesi 1317'den bu yana Türklerin elindedir. 1079'da Selçuklu Sultanı Kutalmışoğlu Süleyman Bey tarafından ilk kez ve ardından 1081'de Çakabey tarafından alınan İzmir, 1317'ye kadar zaman zaman bir Bizanslılar, bir Türkler tarafından alınır. Nihayet bu tarihte Aydınoğlu Mehmet Bey Kadifekale'yi kesin olarak bir daha geri verilmemek üzere alır.
18. yüzyıla gelinceye kadar yerleşim yeri olarak kullanılmayan Kadifekale zamanla harabeye dönüşür ve bu yüzyıldan itibaren de taşları alınıp, aşağıdaki şehirleşmede kullanıldığından, tiyatro stadyum gibi büyük yapılar yok olmuştur. Bugüne belli belirsiz izleri gelebilmiştir.
18. yüzyıldan sonra Kadifekale tekrar yerleşime açılır; camiler, sarnıç ve yollar ile Osmanlı Türk karakterli yapılaşmalar görülür. Bugüne kadar bu devrin eserlerinin kalıntıları belirsiz olarak gelebilmiştir. Çünkü bu devrin eserleri, gerekse antik kalıntılar, doğal tahribatın yanı sıra çok yoğun iskan nedeniyle sıkışıp kalmıştır.
http://resim.resimupload.com/pictures/gece1_3.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/gece1_3.jpg&ekleyen=obaraks)
MİLLİ KÜTÜPHANE ve MİLLİ SİNEMA - Konak
İzmir Milli Kütüphanesi ,İzmirli Avukat Kadızade İbrahim Bey'in öncülüğü ile 1911 yılında kurulmak istenmiş,mali yetersizlikler sonucunda kütüphanenin açılışı bir yıl sonraya kalmıştır.23 Haziran 1912 tarihinde Beyler Sokağı'nda Salepçizade Konağı'nın selamlık bölümünde hizmete giren kütüphanenin bugünkü binasına taşınması ise uzun yıllar almıştır.Kütüphanenin açılışından kısa bir süre sonra valilik,kütüphane ve ona gelir sağlamak amacıyla planlanan sinemanın tesisi için arsa bulmuş hatta duvar inşaatını bitirmesini sağlamıştı.O dönemde sinemanın yanındaki bina patinaj salonu olarak düşünülmüş,kütüphane için ise Bahri Baba Parkı'nda bir yer ayrılmıştı.Bu yapı da temel üstüne kadar inşa edilmişti.Ancak Balkan Savaşı ve işgal yılları inşaatın durmasına neden olmuştu.1922'den sonra öncelikle sinemanın inşaası ele alındı ve o zamana kadar birikmiş olan 23.000 TL. ve sinemanın işletmesini altıaylık peşin kira karşılığı 45.000 TL. 'na üstlenen İpekçi kardeşlerin yardımı ile Milli Sinema ( Elhamra Sineması ) 1926 yılında hizmete açıldı.Milli Kütüphane 29 Ekim 1933'de Cumhuriyet'in 10.yıl şenliklerinde hizmete açıldı.
PASAPORT İSKELESİ - Alsancak
1867 'de başlayan İzmir Limanı inşaatının bir bölümünü oluşturan Pasaport Rıhtımı 1876'da Fransız Guiffray şirketi tarafından ve İngiliz mühendislerin projelerine göre bitirilmişti. 1884'de kurulan İzmir Körfezi Osmanlı Vapurları Hamidiyye Anonim Şirketi, Karşıyaka, Alaybey, Osmanzade, Turan, Bayraklı, Pasaport, Konak, Karataş, Salhane ve Göztepe Vapur iskeleleri arasında 8 gemilik bir filo ile hizmet veriyordu.Eski bir kartpostalda Debarcadere Et Bureau Passeports (iskele ve pasaport bürosu) olarak belirlenen yapının 1884'den önce inşa edilen bu ilk yapı olması gerekmektedir. Günümüzdeki pasaport iskelesi ise örneklerine Cumhuriyet'in ilk yıllarına rastladığımız Osmanlı ve Selçuk mimarlığından esinlenen I.Milli Mimari stilindedir. Bu yapının halen iskelenin cadde üzerindeki kanadında yer alan Kantar Polis Karakolu göz önünde bulundurulacak olursa Halil Rıfat Paşa'nın yaptırdığı karakolun Kantar Dairesi olması muhtemeldir.
ALSANCAK GARI
Robert Wilkin adlı İzmirli İngiliz Tüccar ile dört ortağı 1855'de İzmir-Aydın demiryolu için imtiyaz talebi ile Osmanlı Hükümetine başvurmuş ve 1856'da imzalanan sözleşme ile bu imtiyazı almışlardı.1857'de şirket el değiştirmiş ve İzmir'den Aydın'a Osmanlı Demiryolu adını almıştı.1857'de Vali Mustafa Paşa döneminde temeli atılan demiryolunun başlangıcında yer ala Alsancak (o günkü adıyla Punta) Garı,1858'de hizmete açıldı.
BORSA SARAYI - Gümrük
1891'de kurulan ve Türkiye'de ilk ticaret borsası olan İzmir Ticaret Borsası,1919'a kadar bugün Gümrük Posta Müdürlüğü olan yapıda,işgalden sonra Gümrük'teki bir fabrikada, kurtuluştan sonra ise Meyveter Sokakları'ndaki değişik yapılarda etkinlğini sürdürmüştür. 1928'de özel olarak inşa edilen ve halen kullanılmakta olan Borsa Sarayı'na taşınmıştır.
Sivri kemerler,bitkisel motifli alçak kabartmaları,sütunçe(sathe sütun) ve kabaraları(yarım küre şeklinde kabartma) ile İzmir Borsa Sarayı,Osmanlı ve Selçuk Mimarisi'nden esinlenmiş olan I.Milli Mimari döneminin İzmir'deki en önemli örneklerinden biridir.
ATATÜRK MÜZESİ - Alsancak
Hıristiyan bir halı tüccarına ait olan I.Kordon'daki bu ev 1922'de terkedilmiş ve bir süre Türk Orduları'nın karagahı olarak kullanılmıştır.Daha sonra yapıyı kiralayan Naim Bey burada 1926'ya kadar bir otel (Naim Palas) işletmiş ve Mustafa Kemal bu dönemde İzmir'e gelişlerinde Naim Palas'ta kalmıştır.1926'da İzmir Belediyesi yapıyı eşyalar ile birlikte satın alarak Mustafa Kemal'e hediye etmiştir.Atatürk'ün ölümünden sonra 1940'da Belediye tarafından kamulaştırılan yapıda 1941'de Atatürk Müzesi açılmış,bir kaç kez yeniden Atatürk Genel Kitaplığı'nı da barındıran müze,1978'de Kültür Bakanlığı'na bağlı İzmir Atatürk Müzesi olarak son şeklini almıştır. Yapı,dönemin (XIX yy.sonu XX. yy.başı) balkonlu kargır İzmir evlerinin tipik bir örneği olup,cumbası daha sonraki yıllarda balkonun kapatılması ile oluşturulmuştur.
ATATÜRK LİSESİ - Alsancak
1888'de kurulan İzmir İdadisi,Konak'ta bir yapıda öğretimine başlamış,işgalden sonra ise bu yapı adliyeye tahsis edilmiştir. (adı geçen yapı Hükümet Konağı'na bağlı ve şimdi yıkılmış olan eski Adliye'dir). Kuruluşundan bir süre sonra Mekteb-i Sultani adını ala bu eğitim kurumu, 1925'de sonra Rum Gündüzlü Kız Okulu'na taşınmıştır. Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra İzmir Erkek Lisesi ve Birinci Erkek Lisesi adıyla anılan okul, 1942'de İzmir Atatürk Lisesi adını almıştır.
AGORA
İzmir'in Namazgah semtinde bulunan Agora, mevcut görünümüyle Roma dönemine aittir. Agora antik dönemlerde politik toplantıların ve halkın alışveriş yaptığı bir yerdir. İzmir Agora'sı yalnız alışveriş için bir Pazar yeri değil, ticari olmaktan çok, bir devlet agorası görünümündedi.İzmir M.S.178'de depremle yerle bir olunca, İmparator Marcus Aurelius'un özenli çalışmalarıyla bugünkü agora yeniden inşa edilmiştir.
Günümüze kadar aralıklarla yapılan kazılarda büyük bir bölümü açığa çıkarılan İzmir Agora'sının dikdörtgen formda, ortada geniş bir avlu etrafında sütun ve kemerler üzerine inşa edilmiş, üç katlı ve önünde merdiveni olan bileşik bir yapı olduğu anlaşılmıştır. Bugün İzmir Arkeoloji Müzesi'nde teşhir edilen Poseidon-Demeter ve Artemis'ten oluşan kabartma grubu Kuzey Kapısı'nda bulunmuştur.
ASANSÖR - Karataş
Karataş semtinde,Mithatpaşa Caddesi'nden yaklaşık 40 metre yükseklikteki Halil Rıfat Paşa Caddesi'ne çıkan Asansör, 1907 yılında Nessim Levi tarafından yaptırılmıştır.Asansör'ün giriş kapısı üzerindeki yuvarlak madalyon içindeki kitabede bulunan " Ascenseur Construit par Nessim Levi, 1907 ) yazısı konuya açıklık getirmektedir.Tescil fişinin yaptırılan hanesinde yer alan bu isim,daha sonraki metinde asansörü yapan usta olarak tanımlanmaktadır.
1942 yılında Şerif Remzi Reyent'e satılan Asansör,onun ölümü üzerine yeğeni Ayla Hanım'a kalmış,Ayla Hanım ise 1977 yılında Belediye'ye bağışlamıştır.Asansör Kulesi'nde 2 asansör bulunmaktadır.Bunlarda soldaki buharla,sağdaki ise elektrikle çalışmaktadır.1985'de gerçekleştirilen restorasyonda her iki asansör de elektirikle çalışmak üzere düzenlenmiştir.Mithatpaşa Caddesi girişinde holün solunda hidrolik kazan kazan dairesi yer almaktadır.Eskiizmir'lilerin söylediklerine göre asansör buhardan önce su gücü ile çalıştırılmış.Halil Rıfat Paşa Caddesi seviyesinde Asansör'ün solunda makine dairesi yer almaktadır.Ayrıca,istinat duvarı içinde de kullanılan mekanlar bulunmaktadır.Asansör'ün Halil Rıfat Paşa Caddesi'ne ulaştığı yerde demir konsollar ile taşına ahşap bir balkon bulunmaktadır.Balkonun dökme demir korkuluklarının o dönemde İzmir ve İstanbul'da çok sık kullanılan motifleri taşıması ilgi çekicidir.Kule,taş olan ilk bölümden sonra tuğla olarak yükselmekte ve balkona kadar iki kademede ufalmaktadır.Balkonun üzerinde kalan bölüm ise daha ufaktır.
MİTHATPAŞA SANAT ENSTİTÜSÜ
Mithatpaşa tarafından 1881'de,Askeri Hastane Sahil Sıhhiye Karantina Tahaffuzhanesi yakınında kurulan İzmir Islahhanesi,mahkumlara daha iyi koşullar sağlama amacını güdüyordu.Daha sonra öksüzlere ait Mektebi Sultani olan kurum bugünkü binasına geçtiği II.Abdülhamit döneminde Hamidiyye Sanat Mektebi adını almıştır.Yıllar geçtikçe yeni atelyeler de eklenen okul,1927 ve 1928 Beynelmilel Birinci ve İkinci 9 Eylül Sergileri'ne ( ki bu sergiler daha sonra Uluslararası İzmir Fuarı'na dönüşmüştür)ev sahipliği yapmıştır.
ETNOGRAFYA MÜZESİ
1891 'de kurulan ve Piçhane adıyla bilinen bu yapı 1831 yılında vebalılar için St.Rock Hastanesi olarak inşa edilmişti.Bizans mimarisinin süsleme özelliklerinden izler taşıyan bu neo-klasik yapı,1845 yılında Fransızlar tarafından onarılarak fakir hıristiyanların bakımına ayrılmıştı.Daha sonraları Hıfzısıhha Müessesesi ve Sağlık Müdürlüğü olarak ta kullanılan Piçhane,1984 yılında Etnografya Müzesi olarak yeniden düzenlenmek üzere Kültür ve Turizm Bakanlığı'na devredilmiş ve 1987 de hizmete girmiştir
GÜMRÜK POSTA MÜDÜRLÜĞÜ
1891'de kurulan İzmir Ticaret Borsası,1919'a kadar bu yapıda etkinliğini sürdürmüş,işgalden sonra 1921'de ise Yuna Milli Bankası'nın kullanımına ayrılmıştır.1922'den sonra İzmir Merkez Postanesi ve Paket Postanesi olan yapı,halen Posta Gümrük Müdürlüğü'nü barındırmaktadır.İzmir'deki XIX yy.sonu XX yy.başı kagir mimarisinin tipik bir örneği olan yapının özellikle dövme demir parmaklık ve korkulukları ile kapı saçağı Art Nouveau stilindedir.
VAKIFLAR BANKASI
Çatalkaya Hanı 1931'de Mimar Mühendis Kemal Bey tarafından yapılmıştı.1938'de Vakıflar İdaresi'nin eline geçen yapının Cumhuriyet Bulvarı kanadında halen Vakıflar Bölge Müdürlüğü TC.Vakıflar Bankası T.A.O. Ege Bölge Müdürlüğü ve Vakıflar Bankası İzmir Şubesi,Şehit Fethi Bey Caddesi ucunda ise kiralık dükkanlar ve bürolar bulunmaktadır.Yapı,I.Milli Mimari ve Art Deco stillerinin özelliklerini taşımaktadır.
ZİRAAT BANKASI
İzmir Ziraat Bankası 1930'da yapılmıştır.Hem I.Milli Mimari hem de Art Deco stillerinden izler taşıyan yapı,camlı tavanlı banka holü,özel bir duvar sistemi olan kasa dairesi ve ağır kapılar ile banka mimarisinin ilginç örneklerindendir.
OSMANLI BANKASI
1926'da Mimar G.Mongeri tarafından yapılan İzmir Osmanlı Bankası,I.Milli Mimari dönemi yapılarındandır.Camlı tavanlı banka holü,cephe süslemeleri ve üstü kapalı bir teras olarak projelendirilmiş olan en üst katı ile yapı,aynı mimara ait olan ve Ankara'da buluna Osmanlı Bankası'nın bir benzeridir.Teras katı son yıllarda yapının mimari karekterine yabancı kalan doğramalar ile kapatılmış,özgün projede banka ile birlikte tasarlanmış olan komşu parseldeki işhanı ise sonradan yıkılarak yerine bir şube binası inşa edilmiştir.Banka kapısı da son yıllarda yıkılarak değiştirilmiştir.
DÖNER TAŞ SEBİLİ - Tilkilik
Tek kubbeli kare planlı bir XIX yy. başı yapısı olan Döner Taş Sebili Osmanzade Yokuşu ve Anafartalar Caddesi'ne baka cephelerinde yer alan Barok tarzı mermer süslemeleri ile ünlüdür.Sebilin üzerinde yer alan kitabelerinde yaptıran kişi ile ilgili kayıt bulunmamakla beraber 1229(1814) tarihi görülmektedir.İzmir Tarihi Yazarı H.Gültekin'in bu sebili Osman-zade 'nin yaptırdığı konusunda kaynak vermeden ileri sürdüğü görüş M.Aktepe tarafından vakfiyeler üzerinde yapılan araştırmada bir dereceye kadar açıklığa kavuşsa da kesinlik kazanmamıştır.
ANITLAR
ATATÜRK ANITI - Pasaport
Cumhuriyet alanında büyük önderimizin " ORDULAR İLK HEDEFİNİZ AKDENİZDİR İLERİ " komutunu taşıyan anıt 1933 yılında yapılmıştır.Atatürk'ü üniforması ile ve bir at üzerinde tüm heybeti ile gösterir.
İLK KURŞUN ANITI - Konak Meydanı
Yunan Ordusu'nun İzmir'i işgali sırasında,denizden karaya çıkan düşman askerlerine karşı ilk kurşunu sıkarak Türk direnişinin ilk örnek davranışını gösteren ve ardından şehit olan Gazeteci Hasan Tahsin adına dikilen ve onu ilk kurşunu sıkarken gösteren heykel-anıt bugün Konak Meydanı'ndadır.
DOKUZ EYLÜL ANITI
İzmir'in 1922 yılında kurtuluşu esnasında şehit düşen Türk Askerleri için yapılmış olan anıt,Halkapınar semtinde bulunmaktadır.
ZÜBEYDE HANIM MEZARI - Karşıyaka
Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım mezarı anıt şeklinde 1940 yılında İzmir Belediyesi tarafından Karşıyaka semtinde yapılmış olan anıt,Zübeyde Hanım Cadesi üzerinde Ferik Osman Paşa Cami yanındadır.
KIZLARAĞASI HANI - Hisarönü
Kızlarağası Hanı,Kemeraltı'nda Halim Ağa Çarşısı'ndan Hisarönü'ne giden yol üzerinde,arka duvarı Hisar Cami avlusuna,bir yanı ise Bakır Bedesteni'ne bitişik konumdadır.Kapı üzerindeki kitabeye göre 1157 (1741) yılında I.Mahmud'un Kızlar Ağası Hacı Beşir Ağa tarafından yaptırılmıştır.
Şahen-şeh-i kişver küşa Mahmud Han kılsa reva
Darü'ş şerifine Ağa böyle güzin zatı seza
Ali himem Hacı Beşir Ağa-yi zi münirre'y
Bu han binasin der zamir etmisdi ol merd-i ala
Tarih düsside nola bu mısra-ı alem-beha
Ni'me l-mahal hakka beca han-ı cedid oldu bina
Sene 1157 ( 1741)
Bazı yazarlar,kitabedeki bu açık ifadeye karşın inşa tarihinin 1779 olarak belirtmektedir. 1768'de İzmir'e gelmiş olan B.de Riedesel'in bu handan büyük övgü ile söz ettiği ayrıca Hacı Beşir Ağa 1746'da ölmüş olduğu için 1779 yılı olsa da 1778 depreminden sonra hanın onarılma tarihi olabilir.Bu han Hacı Beşir Ağa'nın diğer hayır eserlerini yaşatmak için vakfettiği binalardan biridir. İzmir'deki eski kargir hanlar genellikle kare yada dikdörtgen açık bir avlu etrafında tek yada iki katlı olarak inşa edilmişti. Bunlardan bazılarında hem avluya hem de sokağa bakan dükkanlar bulunmakta bu iki sıra dükkanı bir koridor ayırmakta idi. Kızlarağası Hanı'da bu hanların ayakta kalmış en önemli örneğidir.Kızlarağası Hanı 2 karlı ve dört kapılıdır. Avlusunun ortasında bulunan mescid bugün dini özelliğini yitirmiş, alt katı kahve ve üstü ise halı kilim satan mağaza olarak kullanılmaktadır. Kızlarağası Hanı'nın kumaş ve dokuma ile ilgili malların (halep kumaşları,muslin,sim,ipek,çarşaf gibi ) pazarlandığı bir yer olduğu buna karşın XIX.yy 'da .çuha gibi daha kalın kumaşların aldığı bilinmektedir. Kızlarağası Hanı 1989 yılında restorasyon amacıyla yeniden inşa edilmek için kullanım dışı bırakılmış gerekli restorasyon yapıldıktan sonra tekrar günümüzde kullanılmaktadır.
ÇAKALOĞLU HANI
Yine İzmir'in 18. yy. Osmanlı Dönemi eserlerinden biri olan Çakaloğlu Hanı İzmir'in önemli tarihi eserlerinden biridir.Ha,uzun dikdörtgen planlıdır ve üstü tonozlu kapalı bir çarşı şeklindedir.Dış duvarlar kesme taş ve bir iki sıra tuğla hatlı olarak inşa edilmiştir.Üstü tonozla örtülü uzun yolun iki tarafında karşılıklı dükkanlar sıralanmıştır.Yolu örten tonozların kaide kısımlarında ve dükkanların üstüne gelen kısımlarda sıra ile pencereler açılmış ve han aydınlatılmıştır.Dükkanlar aynı büyüklükte olup bir kısmına yuvarlak kemerli,bir kısmına düz ahşap kapılar girilir.
Başka bir sokağa açılan yuvarlık kemerli büyük demir bir kapısı bulunur.Kapının üstünde kitabe yeri gibi bir boşluk vardır.Aynı boşluk diğer kapının üstünde de bulunmaktadır.Kapının iki yanında 1805 tarihli mermerden yapılmış bir sebil ve çeşme bulunmaktadır.Sebil'i Hacı Ahmed'in yaptırdığı üstündeki yazıdan anlaşılmaktadır.Sebil ve çeşme aynı mimari tarzda olup lale-barok üslupta son derece güzel kabartmalarla süslenmiştir.Bugün bakımsız olmakla birlikte oldukça sağlam olan çarşı dükkanları depo olarak kullanılmakta ve mülkiyeti şahıslara ait olmaktadır.
DİĞER HANLAR
Hanlar ve bedestenler İzmir'in Osmanlı-Türk çehresi içinde son derece önemli bir yere sahip olduğu açıktır.Özellikle 17.yy ve 18. yy 'da gelişen bu mimarinin tipik örneklerinden bugüne kalalar son derece azdır.Varolanlarda bakımsızlık nedeniyle harap durumdadır.
Köprülü Fazıl Ahmet Paşa'nın yapımına başlattığı ve kedisinden sonra tamamlanan Vezir Ha oldukça büyük ve geniştir.Yangınlara karşı son derece dayanıklı ve korumalı inşa edilen Küçük Vezir Han da önemli hanlar arasında yer alır.Bunların dışındaki hanlarımız ise Karaosmanoğlu Han,Selvili Han,Mirkelam Han,Esir Han,Küçük Demir Han 'dır.
HAMAMLAR
LÜKS HAMAM
Kadı Hamamı da denen hamam ilk Osmanlı Eserleri arasında sayılmaktadır.İnşa tarihi 16 yy. olduğu sanılan hamam çifte hamamdır.Soyunma yerleri basık sekizgen kemerli kasnaktan kubbeye geçilir.Buradan da ortası beşik tonozlu ılıklığa geçilir.Yıkanma alanı dikdörtgen sahanlı olup iki yanda sivri kemerli eyvanın meydana getirdiği üstü beşik tonozlu bölmeler bulunur.Doğusunda traş yeri olan bölmenin kubbesi asıl kemerlere dayanır.Karşısında ise halvet yeri mevcuttur.Sekizgen tonozlu yüksek kubbesi olan hamamın kadın dar kısmında her şey aynıdır ancak halvetleri yanında bulunur.Bugün bakımlı olan bu yapı öze bir şahıs malı olarak faaliyetini sürdürmekte olup Anafartalar Caddesi'nde bulunur.
BASMANE HAMAMI
17 YY. Osmanlı Dönemi eseri olan hama halen bakımlı ve işler durumdadır.Ortas havuzlu,soyunma yerleri dıştan sekizgen tanburlu havuz,üstü sekizgen sivri kemerli kasnağı olan orta büyüklükte bir kubbe ile örtülü olan hama tipik özelliklerini korumaktadır.
KILLIOĞLU HACI İBRAHİM VAKFI HAMAMI
Klasik Osmanlı eseri ola yapının yıkanma yer kare planlı olup sekizgen tonozlu bir kubbesi bulunduğu halvetsiz ancak nadir klasik bir eser olduğu 1965'e kadar kömür deposu olarak kullanıldıktan sonra bugün izinin kalmadığı bilinmektedir.Yeri Tilkilik semtindedir.
YEŞİLDİREK HAMAMI
Halen Yeşildere çarşıs adı ile bilinen çarşı içinde bulunan hamam klasik Osmalı Mimarı tarzında tipik bir örnektir.17 yüzyıl eseridir.
CAMİLER
YALI CAMİİ (İngiliz Ayşe Camii ) - Konak Meydanı
Yalı Camii'nin hangi tarihte ve kimin tarafında yapıldığına dair kesin bir bilgi bulunmamaktadır.Yurt Ansiklopedisi "İzmir " maddesinde yer alan 1774 yılında katipzade Mehmet Paşa'nın karısı Ayşe Hanım tarafından yaptırıldığı görüşü,İzmir Tarihi Yazarı H.Gültekin'in bir kaynak göstermeden verdiği bilgilere dayanıyor olsa gerek.Bilim Adamı M.Aktepe'nin Ankara ve İzmir'de Vakıf Defterlerinde yapmış olduğu incelemeler sonucunda o yıllarda İzmir'de Ayşe anım adına hayırsever bir hanım bulunduğu bu hanımın deniz kıyısında bir medresesi olduğu ve ayrıca dedesinin medresesinin avlusunda bir camii inşa ettirdiği anlaşılmaktadır.Tarihi kesin olarak belli olmasa da caminin XVIII.yy. yapısı olduğu anlaşılmaktadır.Bir öğrenci çalışmasında ise caminn 1309(1891-95) tarihinde inşa olduğunun belirtildiği yer almaktadır.
KEMERALTI CAMİİ
İzmir'in belli başlı camilerinin sıralandığı Anafartalar Caddesi kenarında eski iç liman kıyısındadır.Anafartalar Caddesi ile 853 ve 856 sokaklar arasında bulunan bu camii XVII yy. yapılmış olacaktır.Hindli Hacı Yusuf Camii diye de zikredilen bu cami 1812 yılında esaslı bir tamir görmüştür.Etrafında medrese,kütüphane ve sebili de vardı.Zeminde olup,tek bir kubbe,bütün camii sathını örter.
SALEPÇİOĞLU CAMİİ
850 VE 917 sokaklarda olup son derece zarif bir yapı tarzına sahip olan camii Kemeraltı'nda bulunmaktadır.1906 yılında Salepçizade Hacı Ahmet Efendi tarafından tek büyük kubbeli olarak yaptırılan cami ince yapılı zarif bir minareye sahiptir,altı bölümdür.Caminin dış duvarlar mermer ve yeşil taşlarla örülmüştür.Büyük kubbesi altın varaklarla işlenmiş olan caminin son cemaat yerinde 3 kubbesi bulunmaktadır.İzmir'in en nadide eserleri arasında sayılır.Kemeraltı'na gitmek istenirde Salepçioğlu Hanı'nın içinden geçilerek camiye erişilir.
KESTANE PAZARI CAMİİ
Anafartalar Caddesi etrafına yoğunlaşan iş merkezinde bulunan cami yerini dolduran iç liman olması nedeniyle Evliya Çelebi,minareyi güçlükle oturttuklarından söz eder.Çelebiye göre 1667 yılında yapıla camii kare bir meka üzerine büyük bir kubbeyle etrafında dört kubbeden oluşmaktadır.Son derece güzel olan mihrabın Selçuk'taki İsa Bey Camii'nden getirtildiği söylenir.Giriş kapısı üzerinde bir kitabenin yer aldığı Kestane Pazarı Camii'nin son cemaat yerinde üç kubbe bulunur.872 ve 882 sokaktadır.
BAŞDURAK CAMİİ
Hacı Hüseyin Camii ile ilgili en eski kaynak Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nde yer almaktadır.Daha sonraki yıllara ait çeşitli vakfiyelerde Hacı Hüseyin Camii'nden söz edilmekte,XIX. yy'dan sonra ise cami bulunduğu mevkinin adını alarak Başdurak Camii adıyla anılmaktadır.Evliya Çelebinin sözünü ettiği kapının üzerinde yer alan kitabede caminin 1774-75 yılında onarım gördüğü belirtilmektedir.Halen ibadete açık olan camii son olarak 1972 yılında onarım görmüştür.Anafartalar Caddesi ile 863 sokak köşesinde olup,869 ve 873 sokaklarla çevrelenmiştir.
ŞADIRVAN CAMİİ
Cihannüma'ya göre İzmir'in Ulu Camii olan " Niflizade Camii " bu olmalıdır.Zira derya tarafında ve denize yakın idi.Anafartalar Caddesi ile 912 sokak köşesinde olup,isminin altında ve yanında bulunan şadırvanlarda almıştır.Evliya Çelebi caminin yapılışı için 1636 tarihini vermektedir.1815 yılında da önemli bir tamir görmüştür.Evliya Çelebi'nin bir beyaz inciye benzettiği caminin altında o zamanlar serapa aktar dükkanları vardır.
HİSAR CAMİİ
1872 yılında yıktırılan kale arkasında bugünkü Kemeraltı iş Merkezi'nde Hisarönü mevkiinde bulunan camii,1592 yılında Yakup Bey tarafından yaptırılmıştır.Ortada büyük bir kubbe sekiz fil ayak üzerinde durmakta yanlarda üçer büyük gerilerde üç küçük ve son cemaat yerinde yedi küçük kubbesi bulunmaktadır.Batısında bulunan minaresi tek şereflidir.Mihrap minber ve vaaz kürsüsü son derece özenle işlenmiş ve tezyinata sahiptir.Sütun başlıkları ve diğer süslemeleri oldukça korumalı bir durumda günümüze gelebilmiştir.Camii 1813,1881,1927 ve 1980 yıllarında onarım görmüştür.
FAİK PAŞA CAMİİ
Daha XVI. yy'ın başlarında İzmir'in bir mahallesine adını veren camii olup 965 ve 967 sokaklardadır.Evliya Çelebi Kargir kubbesinin kurşun örtülü olduğunu söylüyor ki,asli yapısı herhalde yangın ve depremlerden hasar görmüştür.Kitabesindeki 1842 tarihi de bir yangın sonrası esaslı tamiri göstermektedir.
HAN-BEY (Pazaryeri) CAMİİ
Tarihi XV. yüzyılıla belki de daha eskiye çıkabilen bir camidir.Bugünkü yapısı da yeni olmalıdır.948 sokakta olup,eskide yanında bir de zaviyesi vardır.Evliya Çelebi'nin ayrıca burada Hacı İbrahim Camii'nden bahsediyor.Pazaryeri Camii diye de ünlü olup,asli ismi Han-Bey olsa gerekir.
HATUNİYE CAMİİ
Anafartalar Caddesi ile 943 sokak köşesinde olup eskiden yanında geniş bir medresesi de vardı.XVII.yy.başlarında Tayyibe Hatun adında hayırsever bir kadın tarafından yaptırılmıştır.Bir büyük ve iki küçük kubbenin örttüğü iki eklentili bu gayrimuntazam planlı camii 1737 de önemli tamir gördü.
ŞEYH CAMİİ
964-961 sokaklar arasında olup,adını yanındaki türbede yatan Aziz Mahmud Hüdai Efendinin halifelerinden ve Halvetiye tarikatından Şeyh Mustafa Efendi 'den alınır.Evliya Çelebi bu camiden bahsetmekte ve bu zatın o zaman sağ olduğunu söylemektedir.Bu cami herhalde XVII.yy. ortalarında yapılmış olacaktır.Daha Evliya Çelebi zamanında kiremitli olan bu camii 1809 yılında tamir edildi.
FETTAH CAMİİ
1297 ve 1298 sokaklar köşesinde olup XVII.yy. da yapılmış olmalıdır.Evliya Çelebi " Abdülfettah Çavuş " dediği bu camiden " Kiremitli Amma Mamur " olarak bahseder.1843 ve 1861 yıllarında tamir görmüştür.Son şeklini yakın zamanlarda almıştır.
KİLİSELER
KATOLİK KİLİSELERİ
St.Polycarp Kilisesi M.S. 155 yılında inancından dolayı Romalılar tarafından Kadifekale'de 86 yaşında şehit edilen St.Polycarp adına yapılmış olup,İzmir'in en eski kilisesidir.
Yapımı 1625 yılına kadar uzanmaktadır.Osmanlı İmparatoru Sultan Süleyman'ın müsadesi ile inşaa edilmiştir.
St.John Katedrali -Şehit Nevres Bulvarı No: 29 İZMİR
St.Polycarp - Necati Bey Caddesi No: 2 İZMİR
Santa Maria - Halit Ziya Bulvarı No: 67 İZMİR
Holy Rosario - 1481 Sokak No. 8 Alsancak -İZMİR
St.John Baptist - 81 Sokak No: 10 Göztepe - İZMİR
ANGLIKAN KİLİSELER
St. John The Evangelist - M.Esat Bozkurt Cad. No: 49 Alsancak - İZMİR
St.Mary Magdelena - Hürriyet Cad. No: 18 Bornova - İZMİR
SİNAGOG
Beth-İsrael Sinangog'u :Karataş Semtinde 1905 yılında Sultan II.Abdülhamit 'in fermanıyla inşaasına başlanan ve 1907 yılında hizmete açılan , Beth-İsrael Sinagog'u bugün İzmir'in en büyük sinangogu olup günümüzdeki düğün törenlerine sahne olmaktadır.
Bikur Holim Sinangog'u :İkiçeşmelik Caddesi'nde bulunan Bikur Holim Sinagog'u ilk kez İzmir'de yaşayan Hollanda asıllı Salomon de Ciaves tarafından yaptırılmıştır.Şehri kavuran büyük yangında (1772) yok olan bu ilk sinagogun yerine yenisi 1800 yılında Manuel De Ciaves tarafından yaptırılır.
Bugün İzmir'in en güzel sinangogu olan Bikur Holim o günlerdeki görüntüsünü günümüzde de korumaktadır.
Bet İsrael - Mithatpaşa No: 265 İZMİR
Senyora (Giveret )- 927 Sokak No: 7 İZMİR
Şaar Aşamayım - 1390 Sokak No: 4 İZMİR
Şalom- 927 Sokak No: 38 İZMİR
Algazi - 927 Sokak No: 8 İZMİR
Bikur Holim - İkiçeşmelik Caddesi No: 40 İZMİR
Roşaar - 3.Karataş 281 Sk. No: 67 İZMİR
Ez Hayim - 937 Sokak No: 5 İZMİR
Hevra - 927 Sokak No: 23 İZMİR
KAPLICA ve ILICALAR
İzmir ve çevresinde çok sayıda kaynak,kaplıca ve içme suları bulunmaktadır.Bu kaynaklar ve şifalı kaplıcalar daha çok madensel tuzlar yönünden zengin olduğundan hekimlerin önerisiyle çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır.
BALÇOVA KAPLICALARI
Homeros'un destanlarında ce coğrafyacı Strabon'un eserlerinde adı geçen, " Agamemnon Kaplıcaları " antik dönemlerden bugüne şifa yurdu olarak kullanılmaktadır.İonların Ege sahillerine geçtiği dönemlerde,İskender Orduları'ndan bir grubun yaralarını tedavi ettikleri bu kaplıcalar, o dönemde büyük kullanıma sahip olmuş, yapılaşmalar getirilmiş ve geliştirilmiştir. Burada antik dönem kalıntılarına rastlanmamakla birlikte tarihi kaynaklardan kaplıcalar geçmişi hakkında bilgi edinilmektedir. 1763 yılında Elfont Meil isimli bir Fransız tarafından yeniden ortaya çıkarılan Agamemnon Kaplıcaları o tarihten sonra yeniden inşa edilmiş konaklama üniteleri de eklenerek günümüze kadar gelmiştir. Bugün Balçova Kaplıcaları olarak anılan bölgede,sıcak su çamur banyosu ve içme suları bulunmaktadır. Halen konaklama tesislerinin bulunduğu Balçova Kaplıcaları daha çok üst solunum yollarının kronik iltihabları, nefritler, bazı iltihaplar, romatizma sendromları, metabolizma ve deri hastalıkları gibi durumlarda yararlı olmaktadır. Balçova Kaplıcalarında bulanan şifalı su sodyum bikarbonat ve klorür ihtiva etmektedir. 63 derece sıcaklıkta olan kaplıcalarda 3.3 oran değerinde radyoaktivite bulunmaktadır. Ve mükemmel sayılabilecek bir otel ile hizmet sunmaktadır.
BAYINDIR ILICALARI
Bayındır Ilıcası,Bayındır'ın kuzey doğusunda Turgutlu Yolu üzerinde 8 km uzaklıktaki Ergendi Ilıcası Dreceköy Kaplıcası'ndan oluşmaktadırBirbirine 15 dakika uzaklıkta bulunan kaplıcalardaki su sıcaklığı ortalama 40 derece dolaylarındadır.Kükürt ve sodyum hidrokarbonat ihtiva eden kaplıcaların daha çok romatizma ve deri hastalıklarının tedavisinde başarılı olduğı belirtilmektedir.
MAHMUDİYE ILICASI
Suları 26 derece sıcaklıkta bulunan ılıcada radyoaktivite oranı yüksektir.Sodyum açısından zengin olan ılıca da kalsiyum yoktur.Bu nedenle köylüler tarafından çamaşır suyu olarak da kullanılmaktadır.Cilt hastalıklarına faydalı olduğu belirtilmektedir.
PAŞA ILICASI
Bergama'nın 15 km kuzeyinde Paşa Köyü'ndedir.Ziyaretçilerin daha çok baraka veya çadırlarla konakladığı ılıcanın sıcaklık ve madensel tuzları yönünden fakir olan suları banyo olarak kullanılmaktadır.Kronik Romatizma,gıda metobolizması bozukluğundan,yaşlılıktan ileri geln düşkünlük halleri,böbrek ve kadın hastalıklarında da bu sulardan yararlanılmaktadır.Açık yaralara pansuman yapıldığında yumuşatıcı bir etkisi görülmektedir.
GEYİKLİDAĞ ILICASI
Bergama'ya 4 km uzaklıkta bulunan Güzellik Ilıcası kubbeli ve iki mermer havuzlu bir kaplıcaya sahiptir.Bergama Kralı Eumenes döneminde kurulduğu belirtilen kaplıca " Eskülap Banyoları " adı ile yüzyıllarca ününü sürdürmüştür.Bugün ağaçlık bir alanda bulunan kaplıca bitişiğinde,Bergama Belediyesi'ne ait bir otel ve bungalovlar bulunmaktadır.Kaplıca suyunun sıcaklığı 35 derece dolaylarındadır.Sodyum bikarbonat ve sülfat bulunan kaplıca suyunun romatizma,nefralji kalp hastalıkları ile nevresteni,dimağ yorgunlukları ve cilt hastalıklarına iyi gelmektedir.Ayrıca kaplıcaların yağlı ve seboraik deriler üzerinde güzelleştirici bir etkide bulunduğu yaygın bir kanıdır.Hatta bu anlamda tarihte Kleopatra'nın da Bergama'yı ziyaretinde bu kaplıca da yıkanıp güzelleştiği rivayet edilir.Kaplıca suyunda 1.5 eman değerinde oldukça yüksek radyoaktivite bulunmaktadır.
DEREKÖY ILICASI
Bergama'nın batısında Altınova(Ayazment) Bucağı'nın 15 km. doğusunda bulunan ılıcada bir hamam bulunmakta ve sularu ağrılara iyi gelmektedir.
HAYDAR ILICASI
Bergama'nın kuzeyinde Kozak Bucağı'na bağlı Ilıca Köyü'ndedir.Roma döneminden kalma bir hamam kalıntısından başka bir yapı bulunmamaktadır.Ilıcanın sıcak ve kükürtlü sularından hareket sisteminin ağrılı hastalıklarında ve deri hastalıklarında yararlı olmaktadır.
NEBİLER KAPLICASI
Nebiler Kaplıcası Dikili Ayvalık karayolunun 4 km sağında yer alır.Suyun sıcaklığı 55-75 derece arasında değişir.Yöredeki gereksinmeyi karşılayacak oranda tesislerin bulunduğu kaplıca suyunda hidroasetat iyonu ihtiva ettiği bilinmektedir.
BADEMLİ ILICASI
Dikili'den 15 km uzaklıkta olup,sularının sıcaklığı 41 derecedir.Arsenik ve hidroasetat içerdiği bilinmektedir.
KAYNARCA
Dikili'nin 10 km doğusunda bulunan Kaynarca Çamuru 3 km çapında ve ortasında çok sıcak sular kaynayan sazlı bir bataklıktadır.Deri ve ağrılı kadın hastalıkları tedavisinde kullanıldığı bilinmetedir.
DENİZ ILICASI
Menemen'in kuzeybatısında Aliağa Çiftliği bucak merkezinin 15 km batısındadır.Sular bir magaranın içinde kaynamaktadır.Eski dönemlerde kayalar yontularak kaynağın doğal bir hamam içinde kalması sağlanmıştır.Travmatik nedenlere bağlı kaynaması gecikmiş kırıklar,kemik sisteminin bazı hastalıkları,kan dolaşımı bozuklukları ve benzeri rahatsızlıklar duyanlar bu sulardan yararlanmaktadırlar.
VİLİÇYA ( Ilıcagöl ) ILICASI
Menemen'in kuzey batısında Ilıcagöl bataklığının batı kenarındadır.Basit bir kaplıca binası vardır.Bataklığın etrafı duvarlarla çevrili olup içindeki çamur ılıktır.Su ve çamur banyosu biçiminde uygulanan tedavide ılıcanın sıcak ve kükürtlü suları romatizma,deri hastalıkları,safra ve idrar yolu taşlarının düşürülmesi gibi durumlarda yararlı olmaktadır.
TAVŞAN ADASI ILICASI
Tire ilçe merkezinin 15 km güneybatısında Uzgur Köyü yanında ve Elem Gölü (Bozköy) civarındadır.Ilıcanın çok sıcak olan suları banyo ve içme olarak kullanılmaktadır.Banyo olarak kullanıldığında romatizma ve deri hastalıkları,çocuk ve kadın hastalıklarına iyi gelmekte,içme olarak kullanıldığı zaman ise akciğer ve gıda metabolizması hastalıklarında yararlı olduğu söylenmektedir.
ÇEŞME ILICASI
İzmir-Çeşme yolu üzerinde ve Çeşme'ye 5 km uzaklıkta deniz kıyısında bulunan ılıca plajı ve ılıcası aynı yerde olan dünyanın en ilginç ve zor bulunur ılıcalarından biridir.Suların sıcaklığı 58 derece dolaylarındadır.İçinde sodyum klorür,potasyum klorür ve magnezyum klorür bulunmaktadır.Romatizmanın kronik her şekli,gut,şişmanlık gibi metabolizma bozuklukları ile raşitizm,kadın deri hastalıkları,karaciğer ve idrar yollarının ağrılı hastalıklarında yararlı olmaktadır.
ŞİFNE ( Reisdere ) KAPLICASI
Çeşme Ilıcaları'nın kuzey doğusunda Şifne Körfezi'nin küçük bir yarımada üzerinde bulunan etrafında çeşitli konaklama ve yeme içme tesisleri yer almaktadır.Büyük bir genel havuzu ve sıra banyoları bulunur.Suyu sodyumklorür ve kalsiyum ihtiva eder.Ayrıca kaplıca kaynaklarında sıcaklık 38 derece radyoaktivite oranı ise 5.3 emandır.Romatizma,raşitizm,kadın ve idrar yolu hastalıkları,mide ve bağırsak rahatsızlıkları,egzama ve kan çıbanı gibi deri hastalıklarında da yararlı olduğu bilinmektedir.
CUMALI ILICASI
Seferihisar İlçesi'nin 15 km güneydoğusunda Kovacık Köyü eteklerinde birbirinden birkaç yüz metre uzaklıktaki kaynaklardan oluşan ılıcada sıcaklık 55-65 derece arasında değişmektedir.Bol karbondioksit ihtiva eden tuzlu sulara sahip ılıca romatizma ve deri hastalıklarıyla üst solunum yolları ve kırıklar için yararlı olmaktadır.
KARAKOÇ KAPLICASI
Seferihisar'ın 17 km güneydoğusunda Kavakdere Köyü yakınlarındadır.Sularında karbondioksit,sodyumklorür ve bikarbonat bulunur.Banyo olarak kullanıldığında romatizma,deri hastalıkları ile raşitizm' e , içme olarak kullanıldığında ise mide ve barsak bozukluklarına iyi gelmektedir.
KELALAN ILICASI
Seferihisar'ın 20 km doğusundadır.Ilıcanın çok sıcak suları romatizma ve deri hastalıklarına iyi gelmektedir.
MALKOÇ İÇMELERİ
İzmir-Çeşme karayolunun 41.km'de " İçemeler " diye anılan bölgede yer alan ılıca suları karbondioksit ve sodyum klorür ihtiva etmektedir.Ilıca etrafında bulunan kamping ve oda türü konaklama tesisleri bölgesel ihtiyaca cevap verecek durumdadır.Deniz kenarında bulunan ılıcanın mide ve barsak tedavisinde yararlı olduğu belirtilmektedir.
GÜLBAHÇE ILICASI
Urla İlçe Merkezi'nin 15 km batısında Gülbahçe Körfezi'nin deniz kenarında bulunan ılıca aynı zamanda bir hamama sahiptir.Su sıcaklığı 17 derece olan ılıca,romatizma ve deri hastalıklarına iyi gelmektedir.
http://resim.resimupload.com/pictures/izmir_1.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/izmir_1.jpg&ekleyen=obaraks) http://resim.resimupload.com/pictures/8_272.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/8_272.jpg&ekleyen=obaraks)
KENTİN TARİHİ
Eski İzmir kenti (Smyrna) körfezin kuzeydoğusunda yer alan ve yüzölçümü yaklaşık yüz dönüm olan bir adacık üzerinde kurulmuştu. Son yüzyıllar boyunca Meles Irmağı Sipvlos (Yamanlar) Dağı'ndan gelen sellerin getirdikleri mil ile bugünkü Bornova ovası oluştu ve yarım adacık bir tepe haline dönüştü.
Şimdi Tepekule adını taşıyan bu höyüğün üzerinde Tekel Müdürlüğü'nün İzmir Şarap ve Bira Fabrikasına ait numune bağı bulunmaktadır. 1955'ten beri yoğun gecekondu bölgesi olan bu çevrede İzmir'deki ilk yerleşim yeri olarak tespit edilen ı İzmir Höyüğü bulunur. Buradaki ilk kazılarda Türk Tarih Kurumu ile Eski Eserler ve Müzeler GENEL Müdürlüğü"nün katkıları büyük olmuştur.
Batı Anadolu kıyılarındaki ilk yerleşimler genelde ki bunlar Troya Savaşlarını sonra kurulan Aiol, Ion ve Dor kökenlidir, küçük yarımadalar üzerinde kurulmuştur. Bunlar, Çandarlı, Foça, İzmir, Klazomenai, Miletos ve İasos gibi yerleşimlerdir. Bunun nedeni yerleşim yerlerini kuran ve oturan insanların daha çok Hellenli ve den olmalarıdır. Böylece yarımada yerleşikleri hem iki limana sahiptiler, hem de kara denizden gelecek saldırılara karşı güvence içindeydiler. Elverişsiz havalarda limanlardan biri uygun olmadığı taktirde gemiciler diğer limanı kullanma şansına sahiplerdi. Bayraklı Höyüğü körfezin kuzeydoğu köşesinde, kuzeyine sarp kayalı Yamanlar Dağı'nı da alarak karadan gelecek saldırılara karşı rahat bir konumdaydı. Güneyi imbata açıktı. Eski İzmir yerleşimi yaklaşık 3000 yıl boyunca bu yarımada üzerinde ver aldı. M.Ö. 4. Yüzyılın ikinci yarısında büyük nüfus artışı yüzünden bugünkü Kadifekale eteklerine taşındı.
http://resim.resimupload.com/pictures/izmir3.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/izmir3.jpg&ekleyen=obaraks) http://resim.resimupload.com/pictures/8_272.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/8_272.jpg&ekleyen=obaraks)
İZMİR SÖZÜNÜN KÖKENİ
İzmir kelimesi eski İon lehçesinde Smurne, Attika (Atina) lehçesinde ise Smryna diye yazılırdı. Bugünkü Hellenler bu kentin adını Smirni biçiminde telaffuz etmekte, Gerçi son yıllarda Antik Efes kenti civarında da bu adla anılan bir köy yerleşimi izlerine rastlanmıştır. Olasılıkla İzmir'den Efes'e giden bir kısım Amazon kraliçelerinin adını yerleştikleri köye de koydukları düşünülmektedir ki bununla ilgili bilgilere eski Yunanistan'daki kaynaklarda da rastlanmaktadır. Ancak Smyrna sözcüğü Yunanca değildir, Ege Bölgesindeki bir çok yerleşim adı gibi Anadolu kökenlidir. M.Ö 2, binin başlarına ait Kayseri Kültece yerleşiminde ele geçen bazı tablet metinlerinde Tismurna adına rastlanmaktadır. Tismurna'daki `ti' bir ön ek olup büyük olasılıkla bir kişi ya da bir yer adını belirtmektedir. Bundan da Hellenler ya da Bayraklı höyüğünü mesken tutanların bu ön eki atıp kente 'Smurna' demişlerdir. Kentin adı olasılıkla M.Ö. 300C ile M.Ö. 1800 yılları arasında Smurnu olarak anılıyordu.
http://resim.resimupload.com/pictures/6_383.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/6_383.jpg&ekleyen=obaraks) http://resim.resimupload.com/pictures/7_319.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/7_319.jpg&ekleyen=obaraks)
TARİH BOYUNCA İZMİR
TUNÇ ÇAĞI ( M.Ö. 3000-1050)
Eski İzmir'in yerleşimi her ne kadar M.Ö. 3000 yılından çok daha geri uzanmaktaysa da yapılan en son kazılarda henüz M.Ö. 3000 yıllarına kadar gidilmiştir. Kazılarda elde edilen bilgiler ışığında ilk İzmir yerleşikleri evlerini höyüğün en üst düzeyinde denizden 3 ile 5 metre yukarıdaki kayalar üzerine oturtmuşlardır. Bu ilk yerleşme Eski Tunç Çağı dönemine aittir. Bulunan çanak ve çömlekler Troya dönemi ve kültürüyle (M.Ö.3000-2500) benzerlikler göstermektedir. Birinci yerleşim tabakasının üstünde Orta Tunç Çağı dönemi yer alıyordu. Burada bulunan keramik eserler Troya II kentinde ortaya konulan sanatsal eserlerle hemen hemen özdeştir (M.Ö. 2500-2000). Üçüncü yerleşme katı Troya VI ve Hitit dönemi ile çağdaştır (M.Ö.1800-1ü50). Bu katta elde edilen büyük ve sağlam bir vazo, Afyon ve Uşak kentlerinin güneyindeki Beyce Sultan kazılarında elde edilen kapların çeşidindendir. Ayrıca birçok kap biçimi Orta Anadolu ile olduğu ölçüde Troya VI kap kaçağı ile de benzerlikler taşımaktadır. Bundan başka yine Troya VI'da gün ışığına çıkan `Minyas' tipi vazolar Bayraklı'da da ele geçmiş, bir de 4-5 Myken seramik parçasına rastlanmıştır. Açılan sondajlar küçük olduğundan evler hakkında geniş bilgi elde edilememiştir. Tunç Çağı'nda İzmir `de yaşayan yerli halkın dili konusunda herhangi bir fikir elde edilmesi mümkün olmamıştır. `Minyas' türü keramiğin ele geçmesi birçok Anadolu kentinde olduğu gibi, burada da 2. Binde Akalılâra (Achaioi: Myken) ait bir ticaret kolonisinin bulunduğuna ilişkin ipuçları verebilir.
http://resim.resimupload.com/pictures/1_828.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/1_828.jpg&ekleyen=obaraks)
DEMİR ÇAĞI
Hititler Çağı'nda {M,Ö. 1800-1200) Anadolu'da yazı kullanılıyordu ve bundan ötürü o dönemde tarih çağına ulaşılmış bulunuluyordu. Ancak M.Ö. 1200'lerde Troya Vll ve Hitit başkenti Hattuşaş'ın Balkanlardan gelen kavimlerce yıkılmasından sonra Orta ve Batı Anadolu yeniden yazısız ve karanlık bir çağa, Demir Çağı'na girdi. Demir Çağı, Anadolu'da yazının yeniden kullanılması ile Fryg Krallığı'nda M.Ö.730, geri kalan Orta ve Batı Anadolu'da ise M.Ö. 650 yıllarına kadar sürmüştür,
Kazılarda fazla miktarda çıkarılan keramik ürünlerden anlaşıldığına göre, Demir Çağı boyunca Eski İzmir'de Hellas'tan göç eden, Aiolller ve İonlar yaşıyordu. Yarımadada yerli halkın yaşadığına dair herhangi bir bulguya ise rastlanmamıştır. Bayraklı Höyüğü'nün M.Ö. 1050 yıllarında kurulmaya başlayan yerleşmesinin Hellas kökenli olduğu anlaşılmaktadır.
400 yıl devam eden bu ilkel dönem boyunca başlıca beş yerleşme katı saptanmıştır. Bunlar :
I. Aiol yerleşmesi (M.Ö. 1050-M.Ö.1000)
II. Erken, Orta ve Geç Protogeometrik yerleşme (M.Ö. 1000-M.Ö. 875)
III. Erken ve Orta Geometrik yerleşme (M.Ö. 875- M.Ö. 750)
IV. Geç Geometrik yerleşme (M.Ö. 750-M.Ö. 675)
V. Subgeometrik yerleşme (M.Ö. 675-M.Ö. 650)
Söz konusu beş tabaka denizden 6,40 metre yükseklikte başlamakta ve 9,50 metrede son bularak 3 metre kalınlığında bir tabaka oluşturmaktadır. Kazılarda elde edilen Aiol keramiği Submyken orijinlidir. Protogeometrik ve Geometrik stildeki kap-kaçak ise genelde Attika vazoculuğunun bir devamıdır diyebiliriz.
Demir Çağı boyunca İzmir evleri, büyüklü küçüklü tek odalı yapılardan oluşmakta idi. Gün yüzüne çıkarılan en eski ev M.Ö. 925 ile M.Ö. 900'e tarihlenmektedir. İyi korunmuş halde ortaya çıkarılan bu tek odalı evin (2,45 x 4 m.) duvarları kerpiçten, damı ise sazdan yapılmıştı. Erken Geometrik dönemden itibaren (M.Ö. 875'ler) bu tek odalı evler at nalı biçimli bir avlunun üç bir yanını çevirmekte idiler.
Eski İzmir'liler kentlerini M.Ö. 850'lerde kerpiçten yapılmış kalın bir surla korumaya başladılar. Bu tarihten itibaren Eski İzmir'in bir kent devlet kimliği kazanmış olduğu söylenebilir. Kenti 'Basileus' adı verilen bir beyin idare ettiği olasıdır. Göçleri gerçekleştirenler ve kent ileri gelenleri soylu tabakayı oluşturuyordu. Kent duvarları içinde yaşayan nüfus olasılıkla bin kişi civarındaydı. Geç Geometrik ve Subgeometrik seramikle açıklanan dönemde (M.Ö.750-650) ise yarımadanın nüfusu daha kalabalık olup belki de 1500 kişiyi aşıyordu. Kent devlete ait halkın büyük bir bölümü civar köylerde yaşıyordu. Bu köylerde, bu çağdaki Eski İzmir'in tarlaları, zeytin ağaçları, bağları, çömlekçi ve taşçı işlikleri yer alıyordu. Geçimi tarım ve balıkçılıkla sağlanıyordu.
Kentin en önemli kutsal yapısı Athena Tapınağı idi. Bu tapınağın günümüze değin korunan en eski kalıntısı M.Ö. 725-700 yılları arasına tarihlenmektedir. Daha önceki dört dönemde (M.Ö. 1050- 750), büyük bit olasılıkla yine Tanrıça Athena'ya tapınılıyordu, ancak o tarihlerde kadın tanrıçanın heykeli herhalde küçük bir niş (naiskos) içinde bulunuyordu. Bilindiği gibi Homeros'un destanı İlias, Aiol ve İon lehçelerinin karışık olduğu bir dille yazılmıştır. Bu nedenle dünya tarihinin bu çok önemli destansı yapıtı büyük olasılıkla bu iki lehçenin konuşulduğu sınır bölgesi olan İzmir'de oluşturulmuştur. Nitekim Hellenistik dönem İzmirlileri Homeros için 'Homeraion' adlı bir yapı inşa etmişlerdir.
PARLAK DÖNEM (M.Ö. 650-545)
Eski İzmir'in parlak dönemi M.Ö. 650-545 yılları arasına denk düşer. Yaklaşık yüz yıl süren bu süre, bütün İon uygarlığının en güçlü dönemini oluşturur. Bu dönemde Miletos'un liderliğinde Mısır'da, Suriye ve Lübnan'ın Batı kıyılarında, Propontis'te (Marmara Bölgesi), Pontus'ta (Karadeniz) koloniler kurulur ve Doğu Hellen dünyası kıta Yunanistan ile rekabet ederek birçok alanda ve konuda onun yerini almaya başlamıştır. Bu dönemde İzmir'in tarımcılıkla yetinmeyip Akdeniz ticaretine de ortak olduğunu görmekteyiz. Bu dönem katlarında bulunan Fenike kökenli eserler, Kıbrıs kökenli heykel ve heykelcikler, Ön Asya ya da Akdeniz orijinli fayans figürcükler bu uluslararası ticaretin günümüze kalmış eserleridir.
Parlak dönemin İzmir'deki önemli belirtilerinden biri M.Ö. 650'den beri yazının yaygınlaşmaya başlamasıdır. Kadın tanrıça Athena'ya sunulan armağanların birçoğunda sunu yazıtları bulunmaktadır. Kent halkının sayısı fazla olmasa da bir bölümü okuryazardır. Kazılarda ortaya çıkarılan Athena Tapınağı (M.Ö. 640-580), Doğu Hellen dünyasının en eski mimarlık eseridir. En eski ve en güzel sütun başlıkları şu ana kadar İzmir'de bulunmuştur. Samos, Miletos, Ephesos, Erythrai ve Phokaia'da çıkarılan sütun başlıkları M.Ö. 6. Yüzyılın ikinci yarısından (M.Ö. 575-550) tarihinden önce değildir. Helken sanatının en özgün mimarlık öğeleri olan Aiol ve İon türü başlıklar ile İon ve Lesbos biçimi kymationlar (yaprak ya da yumurta şekilli mimarlık süslemesi) doğuşlarını Eski Izmir de gün ışığına çıkan ve büyük ölçüde Anadolu Hitit sanatından esinlenmiş olan bu başlıklara borçludurlar
Hellen Dünyasının çok odalı ev tipinin en eski örneği Eski İzmir de bulunmuştur. Gerçekten M.Ö. 7. Yüzyılın ikinci yarısında yapılmış olan iki katlı, beş odalı, ön avlulu çifte megaron, Hellenlerin bugün için bilinen, bir çatı altındaki en eski çok odalı evdir. Ondan önceki Yunan evleri yan yana dizilmiş megaronlardan oluşuyordu. Eski İzmir'in cadde ve sokakları daha 7. yy'ın ikinci yarısında ızgara planlı idi, caddeler ve sokaklar kuzeyden güneye ve doğudan batıya uzanıyor, evler genellikle güneye bakıyordu .
İlerde M.Ö.5. yüzyılda Hippodamos tipi adını alacak olan bu kent planı özünde Yakın doğuda çoktan biliniyordu. Bayraklı şehir planı bu tür kent dokusunun Batı dünyasındaki en erken örneğidir. İon uygarlığının en eski parke döşeli yolu Eski İzmir'de gün ışığına çıkarılmıştır.
Hellen dünyasının en eski sivil mimarlık eseri Eski İzmir'de 7. Yüzyılın ilk yarısında yapılmış olan güzel taş çeşmedir. Bir zamanlar Yamanlar Dağı üzerinde yükselen Tantalos mezarı, tholos biçimli anıtsal mezarların güzel bir temsilcisidir. Tantalos tümülüsünün mezar odası adı geçen çeşmenin planında idi ve onun gibi Isopata tipi adını taşıyan yapı türünde idi, yani planı dörtgendi ve üstü bindirme tekniğindeki bir tonozla örtülü bulunuyordu. Tantalos mezarı adı ile anılan bu anıtsal eser Eski İzmir'de MÖ.520-580 tarihlerinde yönetimi elinde tutan basileusun ya da tyranın mezarı olmalıdır.
Eski İzmir'de, çömlekçi işlikleri, arkeoloji literatüründe " Oryantalizan" ya da "Friz Stili" adı ile anılan seramik türünün güzel örneklerini üretiyor, taşçı ustaları mimarlık eserlerinden başka anıtsal boyda heykeller ve heykelcikler yontuyor ve bütün bu sanat yaratılarının bir bölümü dış pazarlara sürülüyordu.
Bilindiği gibi M.Ö. 6. Yüzyılın ilk yarısında o zamanki antik dünyanın kültür merkezi Batı Anadolu idi. Özellikle Miletos'a tarihte ilk defa batıl inançlardan ve her çeşit din etkisinden kurtulmuş, özgür düşünceye dayalı bilimsel araştırmalar başlamıştı. Doğu dünyasının zengin bilgi ve deneyim hazinelerinden yararlanarak ve özellikle özgür düşünce yöntemiyle Thales, Anaximenes ve Anaximandros gibi `doğa filozofları' bugünkü Batı uygarlığının temellerini atmışlardı. Thales dünyada ilk defa bir doğa olayını, M.Ö. 28 Mayıs 585 tarihinde olagelen güneş tutulmasını oluşundan önce hesaplamıştır. Böylece kültür ve bilim alanında tarihin başlangıcından beri 2500 yıl boyunca Mezopotamya ve Mısır'ın elinde olan önderlik, Batı Anadolu'ya geçmiştir. Batı Anadolu bu önderliğini İranlıların Anadolu'yu işgal ettikleri 545 yılına değin korumuştur. Ancak İran işgali ile filozoflar, bilim adamları ve sanatçılar Atina'ya göç edince kültür ve ilim alanındaki önderlik Atina'ya geçmiştir.
Miletos, Ephesos, Samos gibi izmir de 6. Yüzyılın başlarında büyük olasılıkla düşünce ve bilim alanında önde gelen kentlerden biriydi. Ancak Eski İzmir M.Ö. 640-545 tarihlerinde döneminin en ileri kültür merkezlerinden biri olduğu halde daha sonraları önemini yitirdiği için, çalışmalarda eskisi hızını kaybetmişti. Eski İzmir'in edebiyat,şiir,tarih,felsefe ve bilim konularında ne düzeyde olduğu hakkında yeterli bilgi mevcut değildir. Mimarlık konusunda ise önemli bir merkezdi.
http://resim.resimupload.com/pictures/3_582.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/3_582.jpg&ekleyen=obaraks)
ESKİ İZMİR' İN LYDIA KRALI ALYATTES VE PERSLERCE ALINIŞI
Herodotos, Eski İzmir'i Lydia kralı Alyattes'in aldığından bahseder. Kazılarda da bu olay M.Ö. 500 sıralarına tarihlenir. Kent ve Athena tapınağı tahrip olsa da İzmirliler M.Ö. 590 yıllarında tapınağı tekrar inşa ederler.
Daha sonra Persler tarafından 6. Yüzyılın ortalarında ele geçirilen kent. Bu olayla birlikte parlak devrini tamamlamıştır. Bu tarihten sonra Athena tapınağına hediye edilmiş hiçbir armağan bulunamaması da bu tahribatın önemli göstergelerinden birisidir.
http://resim.resimupload.com/pictures/4_510.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/4_510.jpg&ekleyen=obaraks) http://resim.resimupload.com/pictures/5_446.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/5_446.jpg&ekleyen=obaraks)
GERİLEME DÖNEMİ (M.Ö. 500-300)
HELLENİSTİK DÖNEM'DE VE ROMA ÇAĞI'NDA İZMIR (M.Ö. 333-M.S. 395)
Athena Tapınağı M.Ö. 545 tarihlerinde terkedilmişse de yerleşim sürmüş, ancak bundan sonra 200 yıl kadar bir süre eski İzmir önemini ve işlevini yitirmiştir.
M.Ö. 5. yüzyıl boyunca küçük ancak zengin bir yerleşmenin yer aldığı Bayraklı Höyüğü M.Ö. 5. yüzyılın sonunda ve özellikle 4. yüzyıl süresince yoğun bir iskana sahne olmuştur. Bu dönemde, ortalarında büyük avlular olan biri 5, biri 8 ve diğeri 15 odalı olmak üzere üç ev gün ışığına çıkarılmıştır. Bunların, kenti idare eden ve muhtemelen dönemlerindeki Pers etkisine uyarak yakın civardaki Larissa'da olduğu gibi, birer tyran olan beylere ait olmaları akla yakın gelmektedir. Nitekim Yamanlar Dağı'nda hala kısmen korunmuş olan ve önemli kişilerin mezarları olması gereken düzgün krepisli birkaç 4. yüzyıl tümülüsü bu düşünceyi desteklemektedir.
Söz konusu merkezi avlulu büyük üç evden başka birçoğu megarondan bozma dörtgen planlı küçük evler bulunmuştur. Bayraklı höyüğünün bütün üst düzeyinin 4. yy. boyunca evlerle kaplı olduğu söylenebilir. Öyle anlaşılıyor ki Anadolu'daki Pers işgali 4. yüzyılda gücünü yitirmiş ve İon kentlerinin büyümesine neden olmuştur. Meydana gelen nüfus patlaması ile yüz dönümlük Bayraklı Höyüğü,İzmirlilere küçük geldiğinden M.Ö. 300 tarihlerinde Pagos eteklerinde yeni İzmir kenti kurulmuştur.
Büyük İskender'in İssus'ta Dareios'u yenmesinden (M.Ö. 333) ve arkasından bütün doğuyu ele geçirmesinden sonra Hellen dünyası büyük bir refah çağına erişti. Kentler nüfus patlamalarına sahne oldu. Hellenistik Dönem'de İskenderiye, Rodos, Bergama ve Efes kentlerinden her biri 100 binin üstündeki bir nüfusa eriştiler. Küçük bir tepeciğin üzerinde kurulmuş olan eski İzmir kentinin duvarlarının içinde yalnız birkaç bin kişi yaşayabiliyordu. Bu nedenle en geç M.Ö. 300 sıralarında Kadifekale'nin eteklerinde, yeni büyük bir kent kuruldu.
Tarihçi Strabon, Smyrna'nın kendi zamanında yani M.Ö. 1. yüzyıla geçiş sırasında en güzel İon kenti olduğunu belirtmektedir. O dönemde kentin küçük bir bölümü Pagos'un üzerindeydi. Büyük bölüm ise düz arazi üzerinde bulunan liman çevresine toplanmıştı. Ana tanrıçanın tapınağı ile gymnasion da bu hat üzerinde yer alıyordu. Caddeler düzdü ve tamamı büyük taşlarla düzgün bir biçimde kaplanmıştı. Aristeides, kentin doğu-batı yönünde uzanan iki ana yolunun (Kutsal yal ve Altın yol) bulunduğunu ve bu yollarla kentin , denizden gelen esinti ile serinlediğini anlatmaktadır. Strabon İzmir'de Homereion olarak adlandırılan bir stoanın varlığından söz eder (belki de bir perystil ev). Bu evin içinde Homeros'un bir heykeli bulunuyordu.
Roma Çağı'nda İzmir'de inşa edilen yapılar arasında, Pagos dağının kuzeybatı eteğinde olan tiyatro ve batıdaki stadyumun her ikisinden de pek az iz kalmıştır. Diğer taraftan Devlet Agorası ise oldukça iyi korunmuştur. Agoranın ölçüsü 120x80 metre uzunluğunda geniş bir avlusu vardı. Doğusunda ve batısında birer stoası vardı. Her iki yapı 1 7,5 m. olup ikişer katlıydı. Ayrıca 28 m. uzunlukta bir bazilika da mevcuttu. M.Ö. 1. Yüzyılda Romalıların egemenliğine giren İzmir ikinci kez altın dönemini yaşamaya başlar.
İncil'de sözü edilen "Yedi Kilise"den bir tanesinin bulunduğu Smyrna Hıristiyanlığın gelişmesinde önemli bir rol oynar. İzmir'in ilk başpiskoposu olan St.Polycarp havari ve İncil yazarı St. John'un ilk müridlerinden biridir. Yaklaşık M.S. 70 yılında Anadolu'da doğmuştur. St. Polycarp inancından ötürü 23 Şubat 155 tarihinde, İzmir Akropolü üzerinde bulunan stadyumda Romalılar tarafından yakılarak ölüme mahkum edilmiştir. M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, İzmir Bizans olarak bilinen Doğu Roma İmparatorluğunun bir parçası olur. Bizans döneminde Araplar, Selçuklular, Haçlılar ve Cenevizliler kenti ele geçirmek için birbirleriyle savaşırlar. Kenti ilk önce Araplar 672 yılında denizden zaptedip İstanbul'a yaptıkları akınlarda bir üs olarak kullanırlar. Türkler İzmir'i ilk kez 11. Yüzyıl sonlarında Kutalmışoğlu Süleyman Şah komutasında ele geçirirler. Daha sonra Cenevizliler kenti Aydın Emir'i Umur Bey ele geçirinceye kadar kontrollerinde tutarlar. 1344 yılında Cenevizliler St. Peter Kalesini tekrar ele geçirirler. Cenevizliler aşağı kenti kontrollerinde tutarken Umur Bey yukarı kenti kontrolünde tutar.14.yüzyılın ortalarında kale ve aşağı şehir Rodos Şövalyeleri tarafından ele geçirilir. 15. yüzyılın başında Moğollar kenti istila edip, St.Peter Kalesini yerle bir eder.1422 yılında II. Murat kenti zapteder ve İzmir Osmanlı İmparatorluğunun bir parçası olur. Osmanlı İmparatorluğunun 1620 yılında yabancılara tanıdığı haklardan sonra İzmir İmparatorluğun en önemli ticaret merkezlerinden biri olur. 18. ve 19. yüzyıllarda kent Fransız, İngiliz, Hollandalı ve İtalyan tüccarların gözdesidir. Osmanlı İmparatorluğunda çok uluslu bir ticaret şehri olan İzmir I. Dünya Savaşından sonra 15 Mayıs 1919'da Yunan ordusu tarafından işgal edilir. Bu işgal 9 Eylül 1922 yılında sona erer. Ancak, İzmir 13 Eylül sabahı tarihinin belki de en büyük felaketlerinden birini yaşamaktan kurtulamaz. Basmane semtinde başlayan yangın 2.600.000metrekarelik bir alanda 20.000'den fazla ev ve işyerini tahrip eder. Bu yangın ne yazık ki kentin dörtte üçünü tahrip etmiştir. Fakat yeni kurulan Türk Cumhuriyeti ile birlikte İzmir zümrütü anka kuşu gibi kendi külleri içinden yeniden doğar.
BİRAZDA İZMİR’İ GEZELİM:)
PLAJLAR
İzmir'i çevreleyen sahil bandı hemen her yerleşim merkezinde doğal olarak plajlar ve koylar oluşturmuştur.Kimi noktada göz alabildiğine uzanan plajlar,kimi yerlerde yerleşim bölgeleriyle ya da ormanla kuşatılmış durumdadır.Plaj ve koylara ulaşım son derece kolay,ucuz ve çabuktur.İzmir'in garajından ,Üçkuyular Garajı'ndan ve Konak Meydanı'ndan hemen her ilçeye günün her saatinde araç sağlanabilmektedir.
URLA - ÇEŞMEALTI
Konak'tan 36 km uzakta bulunan Çaşmealtı,canlı ve doğal bir turizm merkezi durumundadır.Çeşmealtı'ndan itibaren İçmeler Mevkii'ne kadar süren uzun plajlar yaz aylarında bu bölge nüfusunun bir kaç kat artmasına neden olur.Bu bölgede bulunan plajlar,elverişli deniz,kum ve güneş doğs ile içiçe olmuştur.
Çeşmealtı Burnu'nun hemen bitiminde yer alan "Küpalan " ve onu takiben İçmeler Plajı'nda sezonda hem deniz olanağından hemde İçmeler Mevkii'ndeki kaplıcalardan yararlanmak isteyenlere açıktır.İçmeler Plajı sahillerinden hemen sonra ise Karaburun-Mordoğan yolu ile başlayan plajlar ve koylar birer inci gibi sahil boyunca dizilirler.
KARABURUN - MORDOĞAN - BALIKLIOVA
Balıklıova'dan itibaren başlayan girintili çıkıntılı sahil bandı Karaburun'a kadar aynı biçimde devam eder.Bu girinti ve çıkıntıdan oluşan koylar ise bir doğa harikası görünümündedir.Son derece bakir olan bu bölge heüz turistik altyapı olarak gelişmiş olmamakla birlikte sakin ve doğa ile başbaşa bir tatil geçirmek isteyenlerin tercih ettikleri yerlerdir.Doğal plajlar pırıl pırıl kumlar,berrak ve masmavi denizi ile özellikle çadır ve karavan turizmini seçen yerli ve yabancılara hitap etmektedir.Mordoğan ve Kraburun bölgelerinde ise turistik yatırımlar hızla artmakta ve bu doğal plajlar hızla altyapı tesislerine kavuşmaktadır.
ÇEŞME - ILICA - ŞİFNE
Ülkemizin başlıca turizm merkezlerinden biri olan ve uluslararası üne sahip Çeşme ve Ilıca yöresi doğal plajların yanısara otel-motel,tatil köyü,kamp ve benzeri dinlenme tesislerinin uluslararası üne sahip plajları ile de tanınır.Çeşme de bulunan Altınyubus Tatil Köyü iş dünyasının yaz ve kış tercih ettiği Kongre Turizmi ile tüm Avrupa ülkesi insanlarının beğenerek seçtiği bir tatil beldesidir.Çeşmeye giden bir turist güne,kum,şifalı sular, ve dünyanın en berrak ve mavi denizi ile tatilini,en modern konaklama tesisi imkanlarında yda tercihhine göre kamping ve pansiyonlardan yararlanmak suretiyle geçirebilir.Çeşme plajlarının denizleri içinden 28 dereceye varan kükürtlü su kaynakları bulunduğundan sürekli ılıktır.Yazları kuzey rüzgarlarına açık olan plajlar yeşil örtü ve modern yağpılaşmalar ile ülkemizin sayılı turizm merkezlerinden biri olmuştur.
AKKUM
Seferihisar İlçesi'ne 5 km mesafede bulunan Akkum Plaj'ları berrak denizi ve pırıl pırıl kumları ile güzel bir tatil vedinlenme merkezidir.Arkeolojik Teos kalıntılarına bir kilometrelik bir yürüyüşle ulaşılır.Ünlü Dionysos Tapınağı,Athena Kutsal Alanı ve benzeri antik yapıların kalıntılarının bulunduğu Teos özellikle yabancı turistlerin yoğun ilgisini çekmektedir.Teos Tepesi'nden bakıldığında bir yanda Akkum Tesisleri,plajlar,küçük yat limanı görülür.Diğer yanda ise Urla-Zeytinalanı sahil bandının oluşturduğu karmaşık sahillerle ve doyumsuz çam ormanlarının uzantısı görülür.
KLİZMAN - URLA
Plajların yanısıra çok güzel gezi ve piknik yeri olan Urla Klizman sahilleri,özellikle yaz aylarında yerli turistlerin ilgisini çeker.İzmir sahillerinde deniz,kum ve ağaç örtüsünün en yoğun şekilde bir arada bulunduğu ender sahillerden biridir.Ve bir çok koya sahiptir.
ALİAĞA
Aliağa Rafineri Tesisleri'nin bulunduğu koyun tam karşısında uzanan plajlar,son zamanlarda gelişen modern tesisleri ve evleri ile çağdaş bir görünüme kavuşmuştur.Doğal güzelliğe sahip olan Aliağa Plajları özellikle yerli turistlerin ilgisini çekmektedir.
ÇANDARLI
İzmir'e 84 km uzaklıkta bulunan Çandarlı bir yarımada şeklinde üç tarftan denizle kuşatılmış bulunmaktadır.Üç tarafında doğal plajlar bulunan Çandarlı,balığı ile ün yapmıştır.Aynı zamanda tarihi bir kent kalıntısına da sahiptir.Osmanlı Dönemi'nden kalan kale tüm heybeti ile ayakta durmakta,kale duvarlarında kullanılan blok taşların çoğu ise antik çağların izlerini taşımaktadır.İlk Hitit yerleşimi olan ve " Pitane " diye de adlandırılır.Ve son yıllarda her türlü turizm olanakları ile hizmet vermeye hazır Çandarlı kır kahveleri,engin denizleri ile sakin ve rahat bir dinlenme ortamı sunmaktadır.
DİKİLİ
Dikili İlçesi'nin plajları daha çok halk plajı niteliğinde olup,bu şirin ilçe turizmde önemli bir yer tutar.Bergama ve çevre illerdeki halkın yoğun ilgi gösterdikleri Dikili Plajları limanı takip eden kıyı boyunca uzanır.Şehir merkezinin dışında olan plajların çevresinde her türlü eğlence,yeme ve içme olanakları bulunmaktadır.Bu da sahilde son derece canlı ve hareketli bir tatil imkanı yaratmaktadır.
FOÇA
Tarihsel öneminin yanısıra Foça doğal güzelliklerin büyüleyiciliği ile de ilgi çeker.Yemyeşil bitki örtüsü ile kaplı olan koyu ve kumlu masmavi deniz suyu ile plajları,ünlü balıkları barbun ve çipurası ile birleşince son derece çekici bir turizm merkezine dönüşmüştür.
AHMETBEYLİ - KLAROS
İzmir'e 55 k uzaklıkta bulunan Klaros plajlarıyla olduğu kadar antik kalıntılarıyla da ünlüdür.Her yıl binlerce yabancı turistin gezdiği Klaros Harabeleri'ni Ahmetbeyli önünde uzanan uzun ve geniş plajlarıyla doğal koylar süslemektedir.
SELÇUK - PAMUCAK
Antik Efes Harabeleri ve müzesiyle ünlü Efes'ten Kuşadası istikametinde 8 km uzaklıkta bulunan Pamucak Plajları güneşi ve kumu il eünlüdür.Oldukça uzun olan bu plajlar ,bakir görünüşüyle de turist çekmektedir.Modern konaklama ve yeme içe tesisleri de bulunan Pamucak sahilleri aynı zamanda bir " Turizm Merkezi " alanı olarak ilan edilmiş ve belirli bir plan dahilinde gelişmesi sağlanmaya çalışılmaktadır.
KUŞ CENNETİ
İzmir Kuş Cenneti şehrmizin yanı başında bulunan ve Orman Genel Müdürlüğü'nce koruma altına alınmış 8.000 hektarlık dev bir alanı kaplamaktadır.Eski Çiğli Hva Alanı arkasında Çam Altı Tuzlası'na ait sahanın içindeki bu cennet,sahip olduğu doğal şartlar bakımından dünyadaki benzerleriyle kıyaslanamayacak derecede mükemmeldir.Doğanın kendi yasalarıyla işlediği,yaban hayatın yaşandığı " Açık Hava Müzesi " dir.İçinde yarımadalar,adalar,sazlıklar,tepeler...Tepelerde tavşanlar,tilkiler,çakallar,yabankedileri,yabandom uzları..Sulak alanlarda ördekler,kazlar,kuğular vardır.Ayrıca deltalar,lagünler,gözalabildiğine uzanan düzlükler...İşte böylesine görkemli bir alandır.İzmir Kuş Cenneti.Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen kuş bilimcilerinin " Birinci Sınıf " olarak nitelendirdikleri bir mekandır.Orada doğan ... göç edip de oraya yerleşen... göçler sırasında konaklayıp kuluçkaya yatan 190'dan fazla türde,milyonlarca kuş,güzelim cennetlerinde,kendi barış ölçüleri içinde barınıyorlar ve besleniyorlar.Bizlere biraz daha nefes aldıracak,çocuklarımızın doğa ile tanışmasını sağlayacak bu olağanüstü mekan,İzmir'imizin sahip olduğu bir değerdir.Onu korumak,ona kanat germek ve onu gelecek kuşaklara daha da geliştirerek armağan etmek,biz İzmirlilere düşen zevkli ve onurlu bir görevdir.
KORDONBOYU
Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu ve yargı kararları çerçevesinde rekreasyon alanı haline getirilen 150 bin metrekarelik alanda yeşillendirme ve rekreasyon çalışmaları tamamlandı. Düzenleme alanında gezinti yerleri, meydanlar, yeşil alanlar, bisiklet yolu, koşu yolu, yaya yolları ve taşıt yolu yer alıyor.
YAMANLAR ÇAMLIĞI
Karşıyaka İlçesi'nden 40 km'lik bir yolla gidilen büyük çamlık,yüzme havuzu,restoranı ve konaklama tesisleriyle piknik ve gezi için ilk akla gelen mesire alanıdır.İçme suyu ile ünlü olan Karagöl buraya 20 dakikalık mesafededir.Göl kenarında doğal çam ormanı altında yapılan piknik ve geziler katılanların yaşamlarında ayrı bir canlılık kaynağı oluşturur.
TELEFERİK
İzmirliler 10 dakikada bir kalkan Belediye Otobüsü ile haftanın her günü ulaşabilcekleri dinlenme tesisine kavuştular.TELEFERİK.
Teleferik iel gökyüzünde yaklaşık üç dakika süren güzel İzmir manzaralı yolculuktan sonra Dinlence Tesislerine ulaşılıyor.Dilerseniz et marketten alışverişinizi yapıp kendin pişir kendin ye bölümünden yararlanabilirsiniz.İsterseniz de restoranlardan yemeğinizi yiyebilirsiniz.Temiz havada aileniz ile birlikte doğa ile başbaşa pikniğinizi yapabileceğiniz mükemmel bir mekan.
KEMALPAŞA
İlçe yakınlarında bulunan Nif Dağı ve buradaki Karabel Geçidi'nde Hititlerden kalma Hitit Savaşçı Kabartması bu yöreye özellikle yabancı turistlerin uğramasına yol açar.Tarihi öneminin yanısıra doğal güzelliği,orman örtüsü,çayları,ve tertemiz havası ile Kemalpaşa önemli bir gezi ve mesire alanıdır.
PINARBAŞI
Ayva ve nar bahçeleri arasında uzanan Pınarbaşı, bahçeleri, yaylası, suyu, havası ve görünümü ile önemli bir gezi ve mesire yeridir.
BOZDAĞ
İzmir'in Ödemiş İlçesi yakınında bulunan Bozdağ Yaylası sadece İzmir'in değil,Ege'nin önemli dinlenme yerlerinden birini oluşturur.İzmir'in en yüksek noktasında bulunan Bozdağ Yaylası 1150 metre yüksekliktedir.Bozdağ'ın en yüksek noktası ise 2157 metredir.Yayla baştan başa yüzyıllık çınarlar,meşe ve çam ormanlarıyla örtülüdür.Yaz aylarında gezi ve dinlenme,kış aylarında ise dağcılık( kayak )sporlarının yapıldığı Bozdağ sayfiye otellerine ve bungalow tipi orman evlerine sahiptir.Ödemiş'ten itibaren 30 km mesafede bulunan Bozdağ Yaylası temiz havası,suyu,orman örtüsü,elverişli spor imkanlarıyla İzmir'in seçkin gezi alanını oluşturur.Kayak yapılan yerleri ile meşhur olan Bozdağ'da görülmeye değer yerlerdendir.
GÖLCÜK
Ödemiş İlçesini çevreleyen Bozdağ'ların şirin bir yaylası ve gölü olan Gölcük çam ormanlarıyla kaplı yaylanın tam ortasında kalır.Havası mükemmel temiz olan yaylada görülmeye değer yerlerdendir.
FUAR
Tüm Ege'ye neşe ve zevk saçan İZMİR ENTERNASYONEL FUARI yanlızca yeşil bir alan üzerine yükselen bir şenlik yeri değil aynı zamanda bir ulusun tüm kalkınma azmini ,heyecanını yansıtan ve dış dünyaya açılma özlemlerini vurgulayan bir sahnedir.Fuar başlangıçtan beri Türk Halkı ve Ege'liler için,özelliklede çocuklar ,için bir hayal ülkesi,bir gezme,öğrenme-eğlenme okuluydu.Sanki bir açık hava üniversitesi.Yıllardır bu böyle geldi böyle geçti,hala da öyledir.Işıklı,renk renk sular fışkırtan havuzlar...Gizli pırıltılarla adamı olduğu yerden kaldırıp eski zaman insanlarındaki hülyalı ülkelere götüren dev palmiyeler.. Yapma göller..Göllerdeki sahici kuğular.Bir heyecan fırtınası halinde yükselen Paraşüt Kulesi..
Dünyayı ayağımıza getiren yabancı ülke payvonları... Lunapark.. Çeşit çeşit şirin hayvanlar.. Ve hiç eksilmeyen mahşeri bir kalabalık.. Eğlenenler, gezenler, öğrenenler ve bilgilerini arttıranlar. Ülkemizin en eski fuarı olarak,kalkınan Türkiye'nin bir gururu ve onuru olarak yeni bir döneme başlarken nice anıları da peşinden getirecek bizlere merhaba diyor. Tarihin toplumlarına hazırladığı gelecek, olağanüstü süprizlerle doludur. Kim bilebilirdi ki 20. yüzyılın başında İstabul'dan sonra Türk Milletini aleyhine gelişen en büyük ve acımasız ekonomik oluşumu simgeleyen FRENK MAHALLESİ'nin, 9 Eylül'de çatır çatır yanıp kül olacağını.Ve,o koskaca yanık mahalleler grubunun külleri arasından Yeni Türk Devleti'nin ekonomik aynası olan İZMİR FUARI'nın doğacağını kim tahmin edebilirdiki..?
Ama tarih Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne geçişi,o gerçekçi kalemi ile yazarken,Türk'e karşıt bir ekonominin cirit attığı İzmir'in Frenk Mahallesi kesiminden Atatürk Türkiye'sinin ekonomik bağımsızlığını ve çağdaş gelişimini simgeleyen İZMİR FUARI'nın doğuşunuda yaratabilmiştir.
http://resim.resimupload.com/pictures/gece1_2.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/gece1_2.jpg&ekleyen=obaraks)
ÇOCUKLAR İÇİN GEZİ YERLERİ
UZAY KAMPI
Türk - Amerikan Uzay Kampı Vakfı lisansı altında kurulan Uzay Kampı Türkiye, 12 Haziran 2000'de Ege Serbest Bölgesi'nde faaliyete geçmiştir.
Uzay Kampı Türkiye, ileri teknoloji üretiminin merkezi Ege Serbest Bölgesi'nde kurulmuştur. Türkiye ve Ortadoğu' nun ilk, dünya'nın yedinci uzay kampı 7-16 yaş grubundaki gençlerin ileride iyi birer mühendis, astronot, bilim adamı ve eğitimci olmaları için şimdiden yarınlara hazırlamaktadır.
AQUA FANTASY
İzmir'e 75 km uzaklıkta Selçuk Pamucak Oteller Bölgesinde bulunan su parkı çocuklar ve büyükler için ideal bir eğlence parkıdır.
HAYVANAT BAHÇESİ
İzmir Kültürpark içinde bulunan hayvanat bahçesi barındırdığı çeşitli hayvan cinsleriyle çocuklar için hem eğlendirici hem de öğretici bir yer yere sahiptir.
LUNAPARK
İzmir Kültürpark içinde bulunan lunapark İzmir'de çocukların en gözde mekanlarından biridir.
FALYA
İzmir Hilton Oteli içinde faaliyet gösteren Falya, bowling ve çeşitli oyunlarıyla çocuklar ve yetişlere eğlenceli anlar yaşatan bir tesistir.
İNCİRALTI GENÇLİK MERKEZİ
Balçova İlçesi sınırları içerisinde İnciraltı mevkiinde yer alan bu alan İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenmiştir. Oldukça geniş bir alanı kapsayan bu merkezde sinema salonları, yeme-içme tesisleri, spor sahaları, yürüyüş alanları, piknik sahası, sandalla gezinti yapılabilecek suni göl alanı bulunmaktadır.
KORDON
http://resim.resimupload.com/pictures/korfez4.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/korfez4.jpg&ekleyen=obaraks)
Kordon boyunda rekrasyon alanı haline getirilen 150 bin metre karelik alanda yeşillendirme ve rekrasyon çalışmalar tamamlanmış olup, yürüyüş ve bisiklet yolları mevcuttur.
ALAŞ KIMIZ ÇİFTLİĞİ
İzmir-Kemalpaşa 29 km uzaklıktaki Alaş Kımız Üretme Çiftliğinin Kazak otağında kımız içip, Asya Türk yemeklerinden yenilebilir ve ata binerek gezinti yapılabilir. Kemalpaşa ilçesinde yer alan çiftlik, geleneksel Türk Mutfağı ve içkisiyle (Kımız) gelenlere İzmir'e yakınlığı nedeniyle turistlerin uğradığı otantik bir merkez halindedir.
KARAKTERİSTİK YAPILAR
HÜKÜMET KONAĞI - Konak Meydanı
1868-72 yıllar arasında inşa edilmiş olan Hükümet Konağı,İzmir için mimari özelliğinden çok,Kurtuluş Savaşı'ndaki yeri nedeniyle önemli bir yapıdır.9 Eylül 1922 'de Türk Ordusu'nun İzmir'e gelmesi ile Hükümet Konağı'na çekilen Türk Bayrağı adeta zafer ile özdeşleşmiş bir görüntüdür.Bu nedenle,Konak 1970'de yandıktan sonra 1971 yılında açılan yeni Hükümet Konağı mimari proje yarışmasında yapının,bayrağın çekilmiş olduğu balkonlu bölümünün korunması öngörülmüştür.
1970 'lerin ortalarında tümüyle yıkılan Konak, uzun süren tartışmalar sonucunda 1980'den sonra cepheleri orijinaline çok yakın bir şekilde yeniden inşa edilmiştir.
SAAT KULESİ - Konak Meydanı
1901 yılında II.Abdülhamit'in tahta çıkışının 25. yılı için Sadrazam Küçük Said Paşa tarafından Alman Konsolosluk Binası'nı yapan mimara yaptırılmıştır.
25 metre yüksekliğindeki kulenin saati Alman İmparatoru II.Wilhelm 'in armağanıdır. Dört köşesinde çeşmeleri bulunan saat kulesinin yazıtı yoktur.
MEMLEKET HASTANESİ ( Diş Hastanesi ) - Konak
1849'daki deprem ve salgında sonra Emin Muhlis Paşa İzmir'de ilk darüşşifa'yı kurmuştu.Bugünkü hastanenin yerindeki İngiliz Mezarlığı boşaltıldığında İngiliz Konsolosluğu arsayı hastane yapılması koşulu ile,Osmanlılar'a vermişti.1951'de Padişah'ın izni ve halkında bağışları ile bu arsada İzmir'in ilk müslüman hastanesi (Guraba-i Müslümin ) kuruldu.1897'de artık yetersiz kala hastaneye cephane depolarının bulunduğu arsa da tahsis edildi.1903'te o dönem için tam teşekküllü sayılabilecek bir hastane oluşturuldu.1913'te İdare-i Vilayet-i Umumiye Kanunu ile İzmir Memleket Hastanesi adını alan kurum,1950'de İzmir Devlet Hastanesi oldu.
Bir süre Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni de barındıran bina,Devlet Hastanesi'nin 1982'de yeni yerine taşınmasından sonra 1985 'de İzmir Doğumevi olarak kullanıma açıldı.
KADİFEKALE
M.Ö. 541'de Pers kralı Krüs'ün, Lidya kralı Krezüs'ü yenmesi ile başlayan Pers egemenliği İskender'in M.Ö.334'de Ege kıyılarına çıkışına kadar tüm İyon yerleşimlerinde devam etmiştir. İskender'in Anadolu'ya çıkışı ve Pers egemenliğine son vermesi üzerine bölgede Helenistik dönem başlar. (M.Ö. 334-133) Helenler beraberlerinde kendi şehircilik anlayışlarına uygun şehirleşme projeleriyle gelirler. Helenlerin istediği, Efes, Bergama, Rodos, İskenderiye gibi zamanın ticarette ve liman işletmesinde ileri gitmiş şehirleri ile boy ölçüşebilecek bir şehirdir. Böylece bir şehrin eski İzmir'de kurulması hem konum ile hem de alanın küçüklüğü nedeniyle imkansızdı. Bunun üzerine İskender, bugün Kadifekale olarak bilinen Pagos tepesi ve eteklerine yeni şehri kurmayı düşünür. Bu yeni İzmir'in kuruluşunda İskender'in Pagos Tepesinde gördüğü rüyanın yorumuna dayanmak yerine, dönemin deniz ve karada gelişen ticari potansiyelinin gelişmesinin dayattığı zorunluluk nedeniyle burada kurulmuş olduğuna inanmak, günümüz için çok daha bilimsel bir yaklaşımdır. İskender'in ölümünden sonra generalleri arasında ortaya çıkan çekişme nedeniyle proje bir süre sürüncemede kalır. Nihayet, rakibi general Antiganos'u M.Ö.302'de öldüren Lysimachos yeni İzmir'in kuruluşunu gerçekleştirir. Şehri Pagos tepesi ile İç Limana bakan yamaçlarda kurmaya başlar. Böylece 400 yıl önce Lidyalıların istilası ile yurtlarından edilen Meles Çayı etrafında küçük köysel yerleşimlerde yaşayan Homeros'un hemşehrisi İzmirliler, İzmir'e gelip yerleştiler.
Kaynakların bazılarında Pagos tepesinde Lysimachos öncesinde Leleglerce kurulu bir yerleşim bulunduğu ve depremle yerle bir olduğu, Lysimachos'un burayı tamir ederek yeni İzmir'i kurduğu belirtilse de yapılan kazılarda bu düşünceyi destekler buluntuya pek rastlanamamıştır. Bulunan eserler Helen, Roma ve Osmanlı Türk uygarlıkları karakterlerini taşımaktadır. Akropol kalıntılarının temel bölümünde Helenistik, yükselen duvarlarda ise sıra ile Roma ve Bizans etkisinin gözlendiği kazı sonuçlarında belirtilmektedir. O dönemde şehrin saldırılara sürekli maruz kalması, sürekli savaşlar yüzünden güvenli surlarla çevrilmesi gereği vardı. Bunun üzerine bugün Kadifekale'de izlerine rastlanan Akropol'den itibaren birisi Basmane (Sart yolu) diğeri Eşrefpaşa (Efes yolu) üzerinden denize inen iki sur yapılır. Anadolu ticaretinde, dönemin en büyük potansiyeline sahip olan İzmir, su kemerleri, gimnasion'u, stadyumu, tiyatrosu ve agorası ile son derece gelişmiş ve düzenli bir kent olarak imar edilir. Pagos'ta yer alan tiyatro 16000 kişilik olup, kuzeye bakan seyirci tribünü denize karşı romantik ve muhteşem bir manzara sunar. 1638'e kadar tiyatronun duvarlarının ayakta olduğu bilinmektedir. Tiyatroda Claudius adına bir kitabenin bulunuşu Roma döneminde onarım gördüğünü kanıtlamaktadır.
Lysimachos'un başlattığı yeni İzmir şehirleşmesinin yayıldığı yamaçlar iç limana uzanıyordu. O dönemde iç liman, bugünkü Başdurak Camii ile Hisar Camii arasını kapsıyor ve agoraya kadar uzanıyordu.
Strabon'a göre de şehir bu iç limana ve denize tümüyle hakim bir konumda bulunuyor ve hatta iç liman ağzı zincirle kapanıyordu. Birbirini dik kesen ve kemerlerle süslenmiş sokaklarıyla, stadyumu topluma açık meydanları ve agorasıyla şehir çok düzenli bir plan çerçevesi içinde kurulup gelişmiştir. Kale içerisinde kanallar ve depo yeralmaktadır. Bu kanallar ve deponun saldırılar esnasında şehrin su ihtiyacını karşılamak amacına yönelik olduğu sanılmaktadır. M.Ö. 178 depreminde tüm şehrin yıkılması ve iç limanın da kısmen kapanmasına rağmen Roma İmparatorluğunca İzmir'in taşıdığı önem gereği kısa sürede tüm yapılar eskisinden daha iyi bir şekilde onarılır yada yeniden yapılır
Ortaya çıkan yapılar artık Helenistik bir karakter değil Roma damgası taşır. İzmir'in iç kalesi olarak işlev gören Pagos Tepesi 1317'den bu yana Türklerin elindedir. 1079'da Selçuklu Sultanı Kutalmışoğlu Süleyman Bey tarafından ilk kez ve ardından 1081'de Çakabey tarafından alınan İzmir, 1317'ye kadar zaman zaman bir Bizanslılar, bir Türkler tarafından alınır. Nihayet bu tarihte Aydınoğlu Mehmet Bey Kadifekale'yi kesin olarak bir daha geri verilmemek üzere alır.
18. yüzyıla gelinceye kadar yerleşim yeri olarak kullanılmayan Kadifekale zamanla harabeye dönüşür ve bu yüzyıldan itibaren de taşları alınıp, aşağıdaki şehirleşmede kullanıldığından, tiyatro stadyum gibi büyük yapılar yok olmuştur. Bugüne belli belirsiz izleri gelebilmiştir.
18. yüzyıldan sonra Kadifekale tekrar yerleşime açılır; camiler, sarnıç ve yollar ile Osmanlı Türk karakterli yapılaşmalar görülür. Bugüne kadar bu devrin eserlerinin kalıntıları belirsiz olarak gelebilmiştir. Çünkü bu devrin eserleri, gerekse antik kalıntılar, doğal tahribatın yanı sıra çok yoğun iskan nedeniyle sıkışıp kalmıştır.
http://resim.resimupload.com/pictures/gece1_3.jpg (http://www.resimupload.com/resim_upload.asp?url=pictures/gece1_3.jpg&ekleyen=obaraks)
MİLLİ KÜTÜPHANE ve MİLLİ SİNEMA - Konak
İzmir Milli Kütüphanesi ,İzmirli Avukat Kadızade İbrahim Bey'in öncülüğü ile 1911 yılında kurulmak istenmiş,mali yetersizlikler sonucunda kütüphanenin açılışı bir yıl sonraya kalmıştır.23 Haziran 1912 tarihinde Beyler Sokağı'nda Salepçizade Konağı'nın selamlık bölümünde hizmete giren kütüphanenin bugünkü binasına taşınması ise uzun yıllar almıştır.Kütüphanenin açılışından kısa bir süre sonra valilik,kütüphane ve ona gelir sağlamak amacıyla planlanan sinemanın tesisi için arsa bulmuş hatta duvar inşaatını bitirmesini sağlamıştı.O dönemde sinemanın yanındaki bina patinaj salonu olarak düşünülmüş,kütüphane için ise Bahri Baba Parkı'nda bir yer ayrılmıştı.Bu yapı da temel üstüne kadar inşa edilmişti.Ancak Balkan Savaşı ve işgal yılları inşaatın durmasına neden olmuştu.1922'den sonra öncelikle sinemanın inşaası ele alındı ve o zamana kadar birikmiş olan 23.000 TL. ve sinemanın işletmesini altıaylık peşin kira karşılığı 45.000 TL. 'na üstlenen İpekçi kardeşlerin yardımı ile Milli Sinema ( Elhamra Sineması ) 1926 yılında hizmete açıldı.Milli Kütüphane 29 Ekim 1933'de Cumhuriyet'in 10.yıl şenliklerinde hizmete açıldı.
PASAPORT İSKELESİ - Alsancak
1867 'de başlayan İzmir Limanı inşaatının bir bölümünü oluşturan Pasaport Rıhtımı 1876'da Fransız Guiffray şirketi tarafından ve İngiliz mühendislerin projelerine göre bitirilmişti. 1884'de kurulan İzmir Körfezi Osmanlı Vapurları Hamidiyye Anonim Şirketi, Karşıyaka, Alaybey, Osmanzade, Turan, Bayraklı, Pasaport, Konak, Karataş, Salhane ve Göztepe Vapur iskeleleri arasında 8 gemilik bir filo ile hizmet veriyordu.Eski bir kartpostalda Debarcadere Et Bureau Passeports (iskele ve pasaport bürosu) olarak belirlenen yapının 1884'den önce inşa edilen bu ilk yapı olması gerekmektedir. Günümüzdeki pasaport iskelesi ise örneklerine Cumhuriyet'in ilk yıllarına rastladığımız Osmanlı ve Selçuk mimarlığından esinlenen I.Milli Mimari stilindedir. Bu yapının halen iskelenin cadde üzerindeki kanadında yer alan Kantar Polis Karakolu göz önünde bulundurulacak olursa Halil Rıfat Paşa'nın yaptırdığı karakolun Kantar Dairesi olması muhtemeldir.
ALSANCAK GARI
Robert Wilkin adlı İzmirli İngiliz Tüccar ile dört ortağı 1855'de İzmir-Aydın demiryolu için imtiyaz talebi ile Osmanlı Hükümetine başvurmuş ve 1856'da imzalanan sözleşme ile bu imtiyazı almışlardı.1857'de şirket el değiştirmiş ve İzmir'den Aydın'a Osmanlı Demiryolu adını almıştı.1857'de Vali Mustafa Paşa döneminde temeli atılan demiryolunun başlangıcında yer ala Alsancak (o günkü adıyla Punta) Garı,1858'de hizmete açıldı.
BORSA SARAYI - Gümrük
1891'de kurulan ve Türkiye'de ilk ticaret borsası olan İzmir Ticaret Borsası,1919'a kadar bugün Gümrük Posta Müdürlüğü olan yapıda,işgalden sonra Gümrük'teki bir fabrikada, kurtuluştan sonra ise Meyveter Sokakları'ndaki değişik yapılarda etkinlğini sürdürmüştür. 1928'de özel olarak inşa edilen ve halen kullanılmakta olan Borsa Sarayı'na taşınmıştır.
Sivri kemerler,bitkisel motifli alçak kabartmaları,sütunçe(sathe sütun) ve kabaraları(yarım küre şeklinde kabartma) ile İzmir Borsa Sarayı,Osmanlı ve Selçuk Mimarisi'nden esinlenmiş olan I.Milli Mimari döneminin İzmir'deki en önemli örneklerinden biridir.
ATATÜRK MÜZESİ - Alsancak
Hıristiyan bir halı tüccarına ait olan I.Kordon'daki bu ev 1922'de terkedilmiş ve bir süre Türk Orduları'nın karagahı olarak kullanılmıştır.Daha sonra yapıyı kiralayan Naim Bey burada 1926'ya kadar bir otel (Naim Palas) işletmiş ve Mustafa Kemal bu dönemde İzmir'e gelişlerinde Naim Palas'ta kalmıştır.1926'da İzmir Belediyesi yapıyı eşyalar ile birlikte satın alarak Mustafa Kemal'e hediye etmiştir.Atatürk'ün ölümünden sonra 1940'da Belediye tarafından kamulaştırılan yapıda 1941'de Atatürk Müzesi açılmış,bir kaç kez yeniden Atatürk Genel Kitaplığı'nı da barındıran müze,1978'de Kültür Bakanlığı'na bağlı İzmir Atatürk Müzesi olarak son şeklini almıştır. Yapı,dönemin (XIX yy.sonu XX. yy.başı) balkonlu kargır İzmir evlerinin tipik bir örneği olup,cumbası daha sonraki yıllarda balkonun kapatılması ile oluşturulmuştur.
ATATÜRK LİSESİ - Alsancak
1888'de kurulan İzmir İdadisi,Konak'ta bir yapıda öğretimine başlamış,işgalden sonra ise bu yapı adliyeye tahsis edilmiştir. (adı geçen yapı Hükümet Konağı'na bağlı ve şimdi yıkılmış olan eski Adliye'dir). Kuruluşundan bir süre sonra Mekteb-i Sultani adını ala bu eğitim kurumu, 1925'de sonra Rum Gündüzlü Kız Okulu'na taşınmıştır. Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra İzmir Erkek Lisesi ve Birinci Erkek Lisesi adıyla anılan okul, 1942'de İzmir Atatürk Lisesi adını almıştır.
AGORA
İzmir'in Namazgah semtinde bulunan Agora, mevcut görünümüyle Roma dönemine aittir. Agora antik dönemlerde politik toplantıların ve halkın alışveriş yaptığı bir yerdir. İzmir Agora'sı yalnız alışveriş için bir Pazar yeri değil, ticari olmaktan çok, bir devlet agorası görünümündedi.İzmir M.S.178'de depremle yerle bir olunca, İmparator Marcus Aurelius'un özenli çalışmalarıyla bugünkü agora yeniden inşa edilmiştir.
Günümüze kadar aralıklarla yapılan kazılarda büyük bir bölümü açığa çıkarılan İzmir Agora'sının dikdörtgen formda, ortada geniş bir avlu etrafında sütun ve kemerler üzerine inşa edilmiş, üç katlı ve önünde merdiveni olan bileşik bir yapı olduğu anlaşılmıştır. Bugün İzmir Arkeoloji Müzesi'nde teşhir edilen Poseidon-Demeter ve Artemis'ten oluşan kabartma grubu Kuzey Kapısı'nda bulunmuştur.
ASANSÖR - Karataş
Karataş semtinde,Mithatpaşa Caddesi'nden yaklaşık 40 metre yükseklikteki Halil Rıfat Paşa Caddesi'ne çıkan Asansör, 1907 yılında Nessim Levi tarafından yaptırılmıştır.Asansör'ün giriş kapısı üzerindeki yuvarlak madalyon içindeki kitabede bulunan " Ascenseur Construit par Nessim Levi, 1907 ) yazısı konuya açıklık getirmektedir.Tescil fişinin yaptırılan hanesinde yer alan bu isim,daha sonraki metinde asansörü yapan usta olarak tanımlanmaktadır.
1942 yılında Şerif Remzi Reyent'e satılan Asansör,onun ölümü üzerine yeğeni Ayla Hanım'a kalmış,Ayla Hanım ise 1977 yılında Belediye'ye bağışlamıştır.Asansör Kulesi'nde 2 asansör bulunmaktadır.Bunlarda soldaki buharla,sağdaki ise elektrikle çalışmaktadır.1985'de gerçekleştirilen restorasyonda her iki asansör de elektirikle çalışmak üzere düzenlenmiştir.Mithatpaşa Caddesi girişinde holün solunda hidrolik kazan kazan dairesi yer almaktadır.Eskiizmir'lilerin söylediklerine göre asansör buhardan önce su gücü ile çalıştırılmış.Halil Rıfat Paşa Caddesi seviyesinde Asansör'ün solunda makine dairesi yer almaktadır.Ayrıca,istinat duvarı içinde de kullanılan mekanlar bulunmaktadır.Asansör'ün Halil Rıfat Paşa Caddesi'ne ulaştığı yerde demir konsollar ile taşına ahşap bir balkon bulunmaktadır.Balkonun dökme demir korkuluklarının o dönemde İzmir ve İstanbul'da çok sık kullanılan motifleri taşıması ilgi çekicidir.Kule,taş olan ilk bölümden sonra tuğla olarak yükselmekte ve balkona kadar iki kademede ufalmaktadır.Balkonun üzerinde kalan bölüm ise daha ufaktır.
MİTHATPAŞA SANAT ENSTİTÜSÜ
Mithatpaşa tarafından 1881'de,Askeri Hastane Sahil Sıhhiye Karantina Tahaffuzhanesi yakınında kurulan İzmir Islahhanesi,mahkumlara daha iyi koşullar sağlama amacını güdüyordu.Daha sonra öksüzlere ait Mektebi Sultani olan kurum bugünkü binasına geçtiği II.Abdülhamit döneminde Hamidiyye Sanat Mektebi adını almıştır.Yıllar geçtikçe yeni atelyeler de eklenen okul,1927 ve 1928 Beynelmilel Birinci ve İkinci 9 Eylül Sergileri'ne ( ki bu sergiler daha sonra Uluslararası İzmir Fuarı'na dönüşmüştür)ev sahipliği yapmıştır.
ETNOGRAFYA MÜZESİ
1891 'de kurulan ve Piçhane adıyla bilinen bu yapı 1831 yılında vebalılar için St.Rock Hastanesi olarak inşa edilmişti.Bizans mimarisinin süsleme özelliklerinden izler taşıyan bu neo-klasik yapı,1845 yılında Fransızlar tarafından onarılarak fakir hıristiyanların bakımına ayrılmıştı.Daha sonraları Hıfzısıhha Müessesesi ve Sağlık Müdürlüğü olarak ta kullanılan Piçhane,1984 yılında Etnografya Müzesi olarak yeniden düzenlenmek üzere Kültür ve Turizm Bakanlığı'na devredilmiş ve 1987 de hizmete girmiştir
GÜMRÜK POSTA MÜDÜRLÜĞÜ
1891'de kurulan İzmir Ticaret Borsası,1919'a kadar bu yapıda etkinliğini sürdürmüş,işgalden sonra 1921'de ise Yuna Milli Bankası'nın kullanımına ayrılmıştır.1922'den sonra İzmir Merkez Postanesi ve Paket Postanesi olan yapı,halen Posta Gümrük Müdürlüğü'nü barındırmaktadır.İzmir'deki XIX yy.sonu XX yy.başı kagir mimarisinin tipik bir örneği olan yapının özellikle dövme demir parmaklık ve korkulukları ile kapı saçağı Art Nouveau stilindedir.
VAKIFLAR BANKASI
Çatalkaya Hanı 1931'de Mimar Mühendis Kemal Bey tarafından yapılmıştı.1938'de Vakıflar İdaresi'nin eline geçen yapının Cumhuriyet Bulvarı kanadında halen Vakıflar Bölge Müdürlüğü TC.Vakıflar Bankası T.A.O. Ege Bölge Müdürlüğü ve Vakıflar Bankası İzmir Şubesi,Şehit Fethi Bey Caddesi ucunda ise kiralık dükkanlar ve bürolar bulunmaktadır.Yapı,I.Milli Mimari ve Art Deco stillerinin özelliklerini taşımaktadır.
ZİRAAT BANKASI
İzmir Ziraat Bankası 1930'da yapılmıştır.Hem I.Milli Mimari hem de Art Deco stillerinden izler taşıyan yapı,camlı tavanlı banka holü,özel bir duvar sistemi olan kasa dairesi ve ağır kapılar ile banka mimarisinin ilginç örneklerindendir.
OSMANLI BANKASI
1926'da Mimar G.Mongeri tarafından yapılan İzmir Osmanlı Bankası,I.Milli Mimari dönemi yapılarındandır.Camlı tavanlı banka holü,cephe süslemeleri ve üstü kapalı bir teras olarak projelendirilmiş olan en üst katı ile yapı,aynı mimara ait olan ve Ankara'da buluna Osmanlı Bankası'nın bir benzeridir.Teras katı son yıllarda yapının mimari karekterine yabancı kalan doğramalar ile kapatılmış,özgün projede banka ile birlikte tasarlanmış olan komşu parseldeki işhanı ise sonradan yıkılarak yerine bir şube binası inşa edilmiştir.Banka kapısı da son yıllarda yıkılarak değiştirilmiştir.
DÖNER TAŞ SEBİLİ - Tilkilik
Tek kubbeli kare planlı bir XIX yy. başı yapısı olan Döner Taş Sebili Osmanzade Yokuşu ve Anafartalar Caddesi'ne baka cephelerinde yer alan Barok tarzı mermer süslemeleri ile ünlüdür.Sebilin üzerinde yer alan kitabelerinde yaptıran kişi ile ilgili kayıt bulunmamakla beraber 1229(1814) tarihi görülmektedir.İzmir Tarihi Yazarı H.Gültekin'in bu sebili Osman-zade 'nin yaptırdığı konusunda kaynak vermeden ileri sürdüğü görüş M.Aktepe tarafından vakfiyeler üzerinde yapılan araştırmada bir dereceye kadar açıklığa kavuşsa da kesinlik kazanmamıştır.
ANITLAR
ATATÜRK ANITI - Pasaport
Cumhuriyet alanında büyük önderimizin " ORDULAR İLK HEDEFİNİZ AKDENİZDİR İLERİ " komutunu taşıyan anıt 1933 yılında yapılmıştır.Atatürk'ü üniforması ile ve bir at üzerinde tüm heybeti ile gösterir.
İLK KURŞUN ANITI - Konak Meydanı
Yunan Ordusu'nun İzmir'i işgali sırasında,denizden karaya çıkan düşman askerlerine karşı ilk kurşunu sıkarak Türk direnişinin ilk örnek davranışını gösteren ve ardından şehit olan Gazeteci Hasan Tahsin adına dikilen ve onu ilk kurşunu sıkarken gösteren heykel-anıt bugün Konak Meydanı'ndadır.
DOKUZ EYLÜL ANITI
İzmir'in 1922 yılında kurtuluşu esnasında şehit düşen Türk Askerleri için yapılmış olan anıt,Halkapınar semtinde bulunmaktadır.
ZÜBEYDE HANIM MEZARI - Karşıyaka
Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım mezarı anıt şeklinde 1940 yılında İzmir Belediyesi tarafından Karşıyaka semtinde yapılmış olan anıt,Zübeyde Hanım Cadesi üzerinde Ferik Osman Paşa Cami yanındadır.
KIZLARAĞASI HANI - Hisarönü
Kızlarağası Hanı,Kemeraltı'nda Halim Ağa Çarşısı'ndan Hisarönü'ne giden yol üzerinde,arka duvarı Hisar Cami avlusuna,bir yanı ise Bakır Bedesteni'ne bitişik konumdadır.Kapı üzerindeki kitabeye göre 1157 (1741) yılında I.Mahmud'un Kızlar Ağası Hacı Beşir Ağa tarafından yaptırılmıştır.
Şahen-şeh-i kişver küşa Mahmud Han kılsa reva
Darü'ş şerifine Ağa böyle güzin zatı seza
Ali himem Hacı Beşir Ağa-yi zi münirre'y
Bu han binasin der zamir etmisdi ol merd-i ala
Tarih düsside nola bu mısra-ı alem-beha
Ni'me l-mahal hakka beca han-ı cedid oldu bina
Sene 1157 ( 1741)
Bazı yazarlar,kitabedeki bu açık ifadeye karşın inşa tarihinin 1779 olarak belirtmektedir. 1768'de İzmir'e gelmiş olan B.de Riedesel'in bu handan büyük övgü ile söz ettiği ayrıca Hacı Beşir Ağa 1746'da ölmüş olduğu için 1779 yılı olsa da 1778 depreminden sonra hanın onarılma tarihi olabilir.Bu han Hacı Beşir Ağa'nın diğer hayır eserlerini yaşatmak için vakfettiği binalardan biridir. İzmir'deki eski kargir hanlar genellikle kare yada dikdörtgen açık bir avlu etrafında tek yada iki katlı olarak inşa edilmişti. Bunlardan bazılarında hem avluya hem de sokağa bakan dükkanlar bulunmakta bu iki sıra dükkanı bir koridor ayırmakta idi. Kızlarağası Hanı'da bu hanların ayakta kalmış en önemli örneğidir.Kızlarağası Hanı 2 karlı ve dört kapılıdır. Avlusunun ortasında bulunan mescid bugün dini özelliğini yitirmiş, alt katı kahve ve üstü ise halı kilim satan mağaza olarak kullanılmaktadır. Kızlarağası Hanı'nın kumaş ve dokuma ile ilgili malların (halep kumaşları,muslin,sim,ipek,çarşaf gibi ) pazarlandığı bir yer olduğu buna karşın XIX.yy 'da .çuha gibi daha kalın kumaşların aldığı bilinmektedir. Kızlarağası Hanı 1989 yılında restorasyon amacıyla yeniden inşa edilmek için kullanım dışı bırakılmış gerekli restorasyon yapıldıktan sonra tekrar günümüzde kullanılmaktadır.
ÇAKALOĞLU HANI
Yine İzmir'in 18. yy. Osmanlı Dönemi eserlerinden biri olan Çakaloğlu Hanı İzmir'in önemli tarihi eserlerinden biridir.Ha,uzun dikdörtgen planlıdır ve üstü tonozlu kapalı bir çarşı şeklindedir.Dış duvarlar kesme taş ve bir iki sıra tuğla hatlı olarak inşa edilmiştir.Üstü tonozla örtülü uzun yolun iki tarafında karşılıklı dükkanlar sıralanmıştır.Yolu örten tonozların kaide kısımlarında ve dükkanların üstüne gelen kısımlarda sıra ile pencereler açılmış ve han aydınlatılmıştır.Dükkanlar aynı büyüklükte olup bir kısmına yuvarlak kemerli,bir kısmına düz ahşap kapılar girilir.
Başka bir sokağa açılan yuvarlık kemerli büyük demir bir kapısı bulunur.Kapının üstünde kitabe yeri gibi bir boşluk vardır.Aynı boşluk diğer kapının üstünde de bulunmaktadır.Kapının iki yanında 1805 tarihli mermerden yapılmış bir sebil ve çeşme bulunmaktadır.Sebil'i Hacı Ahmed'in yaptırdığı üstündeki yazıdan anlaşılmaktadır.Sebil ve çeşme aynı mimari tarzda olup lale-barok üslupta son derece güzel kabartmalarla süslenmiştir.Bugün bakımsız olmakla birlikte oldukça sağlam olan çarşı dükkanları depo olarak kullanılmakta ve mülkiyeti şahıslara ait olmaktadır.
DİĞER HANLAR
Hanlar ve bedestenler İzmir'in Osmanlı-Türk çehresi içinde son derece önemli bir yere sahip olduğu açıktır.Özellikle 17.yy ve 18. yy 'da gelişen bu mimarinin tipik örneklerinden bugüne kalalar son derece azdır.Varolanlarda bakımsızlık nedeniyle harap durumdadır.
Köprülü Fazıl Ahmet Paşa'nın yapımına başlattığı ve kedisinden sonra tamamlanan Vezir Ha oldukça büyük ve geniştir.Yangınlara karşı son derece dayanıklı ve korumalı inşa edilen Küçük Vezir Han da önemli hanlar arasında yer alır.Bunların dışındaki hanlarımız ise Karaosmanoğlu Han,Selvili Han,Mirkelam Han,Esir Han,Küçük Demir Han 'dır.
HAMAMLAR
LÜKS HAMAM
Kadı Hamamı da denen hamam ilk Osmanlı Eserleri arasında sayılmaktadır.İnşa tarihi 16 yy. olduğu sanılan hamam çifte hamamdır.Soyunma yerleri basık sekizgen kemerli kasnaktan kubbeye geçilir.Buradan da ortası beşik tonozlu ılıklığa geçilir.Yıkanma alanı dikdörtgen sahanlı olup iki yanda sivri kemerli eyvanın meydana getirdiği üstü beşik tonozlu bölmeler bulunur.Doğusunda traş yeri olan bölmenin kubbesi asıl kemerlere dayanır.Karşısında ise halvet yeri mevcuttur.Sekizgen tonozlu yüksek kubbesi olan hamamın kadın dar kısmında her şey aynıdır ancak halvetleri yanında bulunur.Bugün bakımlı olan bu yapı öze bir şahıs malı olarak faaliyetini sürdürmekte olup Anafartalar Caddesi'nde bulunur.
BASMANE HAMAMI
17 YY. Osmanlı Dönemi eseri olan hama halen bakımlı ve işler durumdadır.Ortas havuzlu,soyunma yerleri dıştan sekizgen tanburlu havuz,üstü sekizgen sivri kemerli kasnağı olan orta büyüklükte bir kubbe ile örtülü olan hama tipik özelliklerini korumaktadır.
KILLIOĞLU HACI İBRAHİM VAKFI HAMAMI
Klasik Osmanlı eseri ola yapının yıkanma yer kare planlı olup sekizgen tonozlu bir kubbesi bulunduğu halvetsiz ancak nadir klasik bir eser olduğu 1965'e kadar kömür deposu olarak kullanıldıktan sonra bugün izinin kalmadığı bilinmektedir.Yeri Tilkilik semtindedir.
YEŞİLDİREK HAMAMI
Halen Yeşildere çarşıs adı ile bilinen çarşı içinde bulunan hamam klasik Osmalı Mimarı tarzında tipik bir örnektir.17 yüzyıl eseridir.
CAMİLER
YALI CAMİİ (İngiliz Ayşe Camii ) - Konak Meydanı
Yalı Camii'nin hangi tarihte ve kimin tarafında yapıldığına dair kesin bir bilgi bulunmamaktadır.Yurt Ansiklopedisi "İzmir " maddesinde yer alan 1774 yılında katipzade Mehmet Paşa'nın karısı Ayşe Hanım tarafından yaptırıldığı görüşü,İzmir Tarihi Yazarı H.Gültekin'in bir kaynak göstermeden verdiği bilgilere dayanıyor olsa gerek.Bilim Adamı M.Aktepe'nin Ankara ve İzmir'de Vakıf Defterlerinde yapmış olduğu incelemeler sonucunda o yıllarda İzmir'de Ayşe anım adına hayırsever bir hanım bulunduğu bu hanımın deniz kıyısında bir medresesi olduğu ve ayrıca dedesinin medresesinin avlusunda bir camii inşa ettirdiği anlaşılmaktadır.Tarihi kesin olarak belli olmasa da caminin XVIII.yy. yapısı olduğu anlaşılmaktadır.Bir öğrenci çalışmasında ise caminn 1309(1891-95) tarihinde inşa olduğunun belirtildiği yer almaktadır.
KEMERALTI CAMİİ
İzmir'in belli başlı camilerinin sıralandığı Anafartalar Caddesi kenarında eski iç liman kıyısındadır.Anafartalar Caddesi ile 853 ve 856 sokaklar arasında bulunan bu camii XVII yy. yapılmış olacaktır.Hindli Hacı Yusuf Camii diye de zikredilen bu cami 1812 yılında esaslı bir tamir görmüştür.Etrafında medrese,kütüphane ve sebili de vardı.Zeminde olup,tek bir kubbe,bütün camii sathını örter.
SALEPÇİOĞLU CAMİİ
850 VE 917 sokaklarda olup son derece zarif bir yapı tarzına sahip olan camii Kemeraltı'nda bulunmaktadır.1906 yılında Salepçizade Hacı Ahmet Efendi tarafından tek büyük kubbeli olarak yaptırılan cami ince yapılı zarif bir minareye sahiptir,altı bölümdür.Caminin dış duvarlar mermer ve yeşil taşlarla örülmüştür.Büyük kubbesi altın varaklarla işlenmiş olan caminin son cemaat yerinde 3 kubbesi bulunmaktadır.İzmir'in en nadide eserleri arasında sayılır.Kemeraltı'na gitmek istenirde Salepçioğlu Hanı'nın içinden geçilerek camiye erişilir.
KESTANE PAZARI CAMİİ
Anafartalar Caddesi etrafına yoğunlaşan iş merkezinde bulunan cami yerini dolduran iç liman olması nedeniyle Evliya Çelebi,minareyi güçlükle oturttuklarından söz eder.Çelebiye göre 1667 yılında yapıla camii kare bir meka üzerine büyük bir kubbeyle etrafında dört kubbeden oluşmaktadır.Son derece güzel olan mihrabın Selçuk'taki İsa Bey Camii'nden getirtildiği söylenir.Giriş kapısı üzerinde bir kitabenin yer aldığı Kestane Pazarı Camii'nin son cemaat yerinde üç kubbe bulunur.872 ve 882 sokaktadır.
BAŞDURAK CAMİİ
Hacı Hüseyin Camii ile ilgili en eski kaynak Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nde yer almaktadır.Daha sonraki yıllara ait çeşitli vakfiyelerde Hacı Hüseyin Camii'nden söz edilmekte,XIX. yy'dan sonra ise cami bulunduğu mevkinin adını alarak Başdurak Camii adıyla anılmaktadır.Evliya Çelebinin sözünü ettiği kapının üzerinde yer alan kitabede caminin 1774-75 yılında onarım gördüğü belirtilmektedir.Halen ibadete açık olan camii son olarak 1972 yılında onarım görmüştür.Anafartalar Caddesi ile 863 sokak köşesinde olup,869 ve 873 sokaklarla çevrelenmiştir.
ŞADIRVAN CAMİİ
Cihannüma'ya göre İzmir'in Ulu Camii olan " Niflizade Camii " bu olmalıdır.Zira derya tarafında ve denize yakın idi.Anafartalar Caddesi ile 912 sokak köşesinde olup,isminin altında ve yanında bulunan şadırvanlarda almıştır.Evliya Çelebi caminin yapılışı için 1636 tarihini vermektedir.1815 yılında da önemli bir tamir görmüştür.Evliya Çelebi'nin bir beyaz inciye benzettiği caminin altında o zamanlar serapa aktar dükkanları vardır.
HİSAR CAMİİ
1872 yılında yıktırılan kale arkasında bugünkü Kemeraltı iş Merkezi'nde Hisarönü mevkiinde bulunan camii,1592 yılında Yakup Bey tarafından yaptırılmıştır.Ortada büyük bir kubbe sekiz fil ayak üzerinde durmakta yanlarda üçer büyük gerilerde üç küçük ve son cemaat yerinde yedi küçük kubbesi bulunmaktadır.Batısında bulunan minaresi tek şereflidir.Mihrap minber ve vaaz kürsüsü son derece özenle işlenmiş ve tezyinata sahiptir.Sütun başlıkları ve diğer süslemeleri oldukça korumalı bir durumda günümüze gelebilmiştir.Camii 1813,1881,1927 ve 1980 yıllarında onarım görmüştür.
FAİK PAŞA CAMİİ
Daha XVI. yy'ın başlarında İzmir'in bir mahallesine adını veren camii olup 965 ve 967 sokaklardadır.Evliya Çelebi Kargir kubbesinin kurşun örtülü olduğunu söylüyor ki,asli yapısı herhalde yangın ve depremlerden hasar görmüştür.Kitabesindeki 1842 tarihi de bir yangın sonrası esaslı tamiri göstermektedir.
HAN-BEY (Pazaryeri) CAMİİ
Tarihi XV. yüzyılıla belki de daha eskiye çıkabilen bir camidir.Bugünkü yapısı da yeni olmalıdır.948 sokakta olup,eskide yanında bir de zaviyesi vardır.Evliya Çelebi'nin ayrıca burada Hacı İbrahim Camii'nden bahsediyor.Pazaryeri Camii diye de ünlü olup,asli ismi Han-Bey olsa gerekir.
HATUNİYE CAMİİ
Anafartalar Caddesi ile 943 sokak köşesinde olup eskiden yanında geniş bir medresesi de vardı.XVII.yy.başlarında Tayyibe Hatun adında hayırsever bir kadın tarafından yaptırılmıştır.Bir büyük ve iki küçük kubbenin örttüğü iki eklentili bu gayrimuntazam planlı camii 1737 de önemli tamir gördü.
ŞEYH CAMİİ
964-961 sokaklar arasında olup,adını yanındaki türbede yatan Aziz Mahmud Hüdai Efendinin halifelerinden ve Halvetiye tarikatından Şeyh Mustafa Efendi 'den alınır.Evliya Çelebi bu camiden bahsetmekte ve bu zatın o zaman sağ olduğunu söylemektedir.Bu cami herhalde XVII.yy. ortalarında yapılmış olacaktır.Daha Evliya Çelebi zamanında kiremitli olan bu camii 1809 yılında tamir edildi.
FETTAH CAMİİ
1297 ve 1298 sokaklar köşesinde olup XVII.yy. da yapılmış olmalıdır.Evliya Çelebi " Abdülfettah Çavuş " dediği bu camiden " Kiremitli Amma Mamur " olarak bahseder.1843 ve 1861 yıllarında tamir görmüştür.Son şeklini yakın zamanlarda almıştır.
KİLİSELER
KATOLİK KİLİSELERİ
St.Polycarp Kilisesi M.S. 155 yılında inancından dolayı Romalılar tarafından Kadifekale'de 86 yaşında şehit edilen St.Polycarp adına yapılmış olup,İzmir'in en eski kilisesidir.
Yapımı 1625 yılına kadar uzanmaktadır.Osmanlı İmparatoru Sultan Süleyman'ın müsadesi ile inşaa edilmiştir.
St.John Katedrali -Şehit Nevres Bulvarı No: 29 İZMİR
St.Polycarp - Necati Bey Caddesi No: 2 İZMİR
Santa Maria - Halit Ziya Bulvarı No: 67 İZMİR
Holy Rosario - 1481 Sokak No. 8 Alsancak -İZMİR
St.John Baptist - 81 Sokak No: 10 Göztepe - İZMİR
ANGLIKAN KİLİSELER
St. John The Evangelist - M.Esat Bozkurt Cad. No: 49 Alsancak - İZMİR
St.Mary Magdelena - Hürriyet Cad. No: 18 Bornova - İZMİR
SİNAGOG
Beth-İsrael Sinangog'u :Karataş Semtinde 1905 yılında Sultan II.Abdülhamit 'in fermanıyla inşaasına başlanan ve 1907 yılında hizmete açılan , Beth-İsrael Sinagog'u bugün İzmir'in en büyük sinangogu olup günümüzdeki düğün törenlerine sahne olmaktadır.
Bikur Holim Sinangog'u :İkiçeşmelik Caddesi'nde bulunan Bikur Holim Sinagog'u ilk kez İzmir'de yaşayan Hollanda asıllı Salomon de Ciaves tarafından yaptırılmıştır.Şehri kavuran büyük yangında (1772) yok olan bu ilk sinagogun yerine yenisi 1800 yılında Manuel De Ciaves tarafından yaptırılır.
Bugün İzmir'in en güzel sinangogu olan Bikur Holim o günlerdeki görüntüsünü günümüzde de korumaktadır.
Bet İsrael - Mithatpaşa No: 265 İZMİR
Senyora (Giveret )- 927 Sokak No: 7 İZMİR
Şaar Aşamayım - 1390 Sokak No: 4 İZMİR
Şalom- 927 Sokak No: 38 İZMİR
Algazi - 927 Sokak No: 8 İZMİR
Bikur Holim - İkiçeşmelik Caddesi No: 40 İZMİR
Roşaar - 3.Karataş 281 Sk. No: 67 İZMİR
Ez Hayim - 937 Sokak No: 5 İZMİR
Hevra - 927 Sokak No: 23 İZMİR
KAPLICA ve ILICALAR
İzmir ve çevresinde çok sayıda kaynak,kaplıca ve içme suları bulunmaktadır.Bu kaynaklar ve şifalı kaplıcalar daha çok madensel tuzlar yönünden zengin olduğundan hekimlerin önerisiyle çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır.
BALÇOVA KAPLICALARI
Homeros'un destanlarında ce coğrafyacı Strabon'un eserlerinde adı geçen, " Agamemnon Kaplıcaları " antik dönemlerden bugüne şifa yurdu olarak kullanılmaktadır.İonların Ege sahillerine geçtiği dönemlerde,İskender Orduları'ndan bir grubun yaralarını tedavi ettikleri bu kaplıcalar, o dönemde büyük kullanıma sahip olmuş, yapılaşmalar getirilmiş ve geliştirilmiştir. Burada antik dönem kalıntılarına rastlanmamakla birlikte tarihi kaynaklardan kaplıcalar geçmişi hakkında bilgi edinilmektedir. 1763 yılında Elfont Meil isimli bir Fransız tarafından yeniden ortaya çıkarılan Agamemnon Kaplıcaları o tarihten sonra yeniden inşa edilmiş konaklama üniteleri de eklenerek günümüze kadar gelmiştir. Bugün Balçova Kaplıcaları olarak anılan bölgede,sıcak su çamur banyosu ve içme suları bulunmaktadır. Halen konaklama tesislerinin bulunduğu Balçova Kaplıcaları daha çok üst solunum yollarının kronik iltihabları, nefritler, bazı iltihaplar, romatizma sendromları, metabolizma ve deri hastalıkları gibi durumlarda yararlı olmaktadır. Balçova Kaplıcalarında bulanan şifalı su sodyum bikarbonat ve klorür ihtiva etmektedir. 63 derece sıcaklıkta olan kaplıcalarda 3.3 oran değerinde radyoaktivite bulunmaktadır. Ve mükemmel sayılabilecek bir otel ile hizmet sunmaktadır.
BAYINDIR ILICALARI
Bayındır Ilıcası,Bayındır'ın kuzey doğusunda Turgutlu Yolu üzerinde 8 km uzaklıktaki Ergendi Ilıcası Dreceköy Kaplıcası'ndan oluşmaktadırBirbirine 15 dakika uzaklıkta bulunan kaplıcalardaki su sıcaklığı ortalama 40 derece dolaylarındadır.Kükürt ve sodyum hidrokarbonat ihtiva eden kaplıcaların daha çok romatizma ve deri hastalıklarının tedavisinde başarılı olduğı belirtilmektedir.
MAHMUDİYE ILICASI
Suları 26 derece sıcaklıkta bulunan ılıcada radyoaktivite oranı yüksektir.Sodyum açısından zengin olan ılıca da kalsiyum yoktur.Bu nedenle köylüler tarafından çamaşır suyu olarak da kullanılmaktadır.Cilt hastalıklarına faydalı olduğu belirtilmektedir.
PAŞA ILICASI
Bergama'nın 15 km kuzeyinde Paşa Köyü'ndedir.Ziyaretçilerin daha çok baraka veya çadırlarla konakladığı ılıcanın sıcaklık ve madensel tuzları yönünden fakir olan suları banyo olarak kullanılmaktadır.Kronik Romatizma,gıda metobolizması bozukluğundan,yaşlılıktan ileri geln düşkünlük halleri,böbrek ve kadın hastalıklarında da bu sulardan yararlanılmaktadır.Açık yaralara pansuman yapıldığında yumuşatıcı bir etkisi görülmektedir.
GEYİKLİDAĞ ILICASI
Bergama'ya 4 km uzaklıkta bulunan Güzellik Ilıcası kubbeli ve iki mermer havuzlu bir kaplıcaya sahiptir.Bergama Kralı Eumenes döneminde kurulduğu belirtilen kaplıca " Eskülap Banyoları " adı ile yüzyıllarca ününü sürdürmüştür.Bugün ağaçlık bir alanda bulunan kaplıca bitişiğinde,Bergama Belediyesi'ne ait bir otel ve bungalovlar bulunmaktadır.Kaplıca suyunun sıcaklığı 35 derece dolaylarındadır.Sodyum bikarbonat ve sülfat bulunan kaplıca suyunun romatizma,nefralji kalp hastalıkları ile nevresteni,dimağ yorgunlukları ve cilt hastalıklarına iyi gelmektedir.Ayrıca kaplıcaların yağlı ve seboraik deriler üzerinde güzelleştirici bir etkide bulunduğu yaygın bir kanıdır.Hatta bu anlamda tarihte Kleopatra'nın da Bergama'yı ziyaretinde bu kaplıca da yıkanıp güzelleştiği rivayet edilir.Kaplıca suyunda 1.5 eman değerinde oldukça yüksek radyoaktivite bulunmaktadır.
DEREKÖY ILICASI
Bergama'nın batısında Altınova(Ayazment) Bucağı'nın 15 km. doğusunda bulunan ılıcada bir hamam bulunmakta ve sularu ağrılara iyi gelmektedir.
HAYDAR ILICASI
Bergama'nın kuzeyinde Kozak Bucağı'na bağlı Ilıca Köyü'ndedir.Roma döneminden kalma bir hamam kalıntısından başka bir yapı bulunmamaktadır.Ilıcanın sıcak ve kükürtlü sularından hareket sisteminin ağrılı hastalıklarında ve deri hastalıklarında yararlı olmaktadır.
NEBİLER KAPLICASI
Nebiler Kaplıcası Dikili Ayvalık karayolunun 4 km sağında yer alır.Suyun sıcaklığı 55-75 derece arasında değişir.Yöredeki gereksinmeyi karşılayacak oranda tesislerin bulunduğu kaplıca suyunda hidroasetat iyonu ihtiva ettiği bilinmektedir.
BADEMLİ ILICASI
Dikili'den 15 km uzaklıkta olup,sularının sıcaklığı 41 derecedir.Arsenik ve hidroasetat içerdiği bilinmektedir.
KAYNARCA
Dikili'nin 10 km doğusunda bulunan Kaynarca Çamuru 3 km çapında ve ortasında çok sıcak sular kaynayan sazlı bir bataklıktadır.Deri ve ağrılı kadın hastalıkları tedavisinde kullanıldığı bilinmetedir.
DENİZ ILICASI
Menemen'in kuzeybatısında Aliağa Çiftliği bucak merkezinin 15 km batısındadır.Sular bir magaranın içinde kaynamaktadır.Eski dönemlerde kayalar yontularak kaynağın doğal bir hamam içinde kalması sağlanmıştır.Travmatik nedenlere bağlı kaynaması gecikmiş kırıklar,kemik sisteminin bazı hastalıkları,kan dolaşımı bozuklukları ve benzeri rahatsızlıklar duyanlar bu sulardan yararlanmaktadırlar.
VİLİÇYA ( Ilıcagöl ) ILICASI
Menemen'in kuzey batısında Ilıcagöl bataklığının batı kenarındadır.Basit bir kaplıca binası vardır.Bataklığın etrafı duvarlarla çevrili olup içindeki çamur ılıktır.Su ve çamur banyosu biçiminde uygulanan tedavide ılıcanın sıcak ve kükürtlü suları romatizma,deri hastalıkları,safra ve idrar yolu taşlarının düşürülmesi gibi durumlarda yararlı olmaktadır.
TAVŞAN ADASI ILICASI
Tire ilçe merkezinin 15 km güneybatısında Uzgur Köyü yanında ve Elem Gölü (Bozköy) civarındadır.Ilıcanın çok sıcak olan suları banyo ve içme olarak kullanılmaktadır.Banyo olarak kullanıldığında romatizma ve deri hastalıkları,çocuk ve kadın hastalıklarına iyi gelmekte,içme olarak kullanıldığı zaman ise akciğer ve gıda metabolizması hastalıklarında yararlı olduğu söylenmektedir.
ÇEŞME ILICASI
İzmir-Çeşme yolu üzerinde ve Çeşme'ye 5 km uzaklıkta deniz kıyısında bulunan ılıca plajı ve ılıcası aynı yerde olan dünyanın en ilginç ve zor bulunur ılıcalarından biridir.Suların sıcaklığı 58 derece dolaylarındadır.İçinde sodyum klorür,potasyum klorür ve magnezyum klorür bulunmaktadır.Romatizmanın kronik her şekli,gut,şişmanlık gibi metabolizma bozuklukları ile raşitizm,kadın deri hastalıkları,karaciğer ve idrar yollarının ağrılı hastalıklarında yararlı olmaktadır.
ŞİFNE ( Reisdere ) KAPLICASI
Çeşme Ilıcaları'nın kuzey doğusunda Şifne Körfezi'nin küçük bir yarımada üzerinde bulunan etrafında çeşitli konaklama ve yeme içme tesisleri yer almaktadır.Büyük bir genel havuzu ve sıra banyoları bulunur.Suyu sodyumklorür ve kalsiyum ihtiva eder.Ayrıca kaplıca kaynaklarında sıcaklık 38 derece radyoaktivite oranı ise 5.3 emandır.Romatizma,raşitizm,kadın ve idrar yolu hastalıkları,mide ve bağırsak rahatsızlıkları,egzama ve kan çıbanı gibi deri hastalıklarında da yararlı olduğu bilinmektedir.
CUMALI ILICASI
Seferihisar İlçesi'nin 15 km güneydoğusunda Kovacık Köyü eteklerinde birbirinden birkaç yüz metre uzaklıktaki kaynaklardan oluşan ılıcada sıcaklık 55-65 derece arasında değişmektedir.Bol karbondioksit ihtiva eden tuzlu sulara sahip ılıca romatizma ve deri hastalıklarıyla üst solunum yolları ve kırıklar için yararlı olmaktadır.
KARAKOÇ KAPLICASI
Seferihisar'ın 17 km güneydoğusunda Kavakdere Köyü yakınlarındadır.Sularında karbondioksit,sodyumklorür ve bikarbonat bulunur.Banyo olarak kullanıldığında romatizma,deri hastalıkları ile raşitizm' e , içme olarak kullanıldığında ise mide ve barsak bozukluklarına iyi gelmektedir.
KELALAN ILICASI
Seferihisar'ın 20 km doğusundadır.Ilıcanın çok sıcak suları romatizma ve deri hastalıklarına iyi gelmektedir.
MALKOÇ İÇMELERİ
İzmir-Çeşme karayolunun 41.km'de " İçemeler " diye anılan bölgede yer alan ılıca suları karbondioksit ve sodyum klorür ihtiva etmektedir.Ilıca etrafında bulunan kamping ve oda türü konaklama tesisleri bölgesel ihtiyaca cevap verecek durumdadır.Deniz kenarında bulunan ılıcanın mide ve barsak tedavisinde yararlı olduğu belirtilmektedir.
GÜLBAHÇE ILICASI
Urla İlçe Merkezi'nin 15 km batısında Gülbahçe Körfezi'nin deniz kenarında bulunan ılıca aynı zamanda bir hamama sahiptir.Su sıcaklığı 17 derece olan ılıca,romatizma ve deri hastalıklarına iyi gelmektedir.